Dünden beridir çok mutluyum. Bu mutluluğumun sebebi Kur’an Kerim’in nasıl tahrif olmadığının tespitini bulabilmektir. Okumak, Allah’ın ilk emridir. Bu yoldan giderek kendimi geliştirdim ve hâlâ geliştirmekteyim. Bu nedenle insanoğlu her ne kadar kendini geliştirirse ve yeni yeni şeyler keşfetse bile, her zaman öğrenci kalır.
Dün Kur’an Kerim’i hatim ederken, “Maide” suresini okurken Kur’an’ın bugüne kadar nasıl tahrif olmadığını ve Allah’u Teala’nın Arapların anlayabildiği ve o zamanların kendi konuştukları bir dilden, kitap indirerek ve onların kullandığı sözcüklerin aynısını kullanarak onlara meydan okudu. Bu bilgi ile birlikte Maide suresinde şuna vardım: Sure öncelikle helal ve haram kıldığı nimetlerden başlıyor. Sonra evlilik haklarıyla ilgili bilgiler sunuyor sonra tekrardan bir daha nimetler hakkında devam ediyor. Sonra kötü insanları kendileri için bir veli olarak gören insanlar hakkında konuşuyor. Ardından hırsızlık konusuna değiniyor. Daha sonra masum insan öldürme ve zulümden bahsediyor. Daha sonra tekrardan hırsızlığın ve diğer illegal faaliyetlerin cezası hakkında konuşuyor. Hemen ardından insanın sözünde durması hakkında bilgiler veriyor. Sonra bir an da Hz. İsa’ya inanan Havari grubundan konuşmaya başlıyor ve “Maide” yani Türkçede “Sofra” anlamına gelen, Allah’ın Resulünden bir mucize istiyorlar. Allah’ta dualarını kabul ederek onlara büyük bir sofra uzunluğunda bir yemek indirdi. Karşılığında da Allah’a tamamen inanmak, güvenmek ve mucizeye şahit olacaklardı. Allah’ta bunu kabul ederek dualarını yerine getirdi ancak eğer aralarından biri bu mucizeye inanmazsa veya şükreden olmazsa, dünyada hiçbir mahlukun yaşamayacağı bir azabı çekecekti. Hemen ardından gelen diğer bir ayette bir an da İsrailoğullarından örnek verecek ve ondan sonra Hz. Meryem ile
Kaf dağında yolunu yitirmiş, gelmiş de bir karanlık duvarına başını vurmuş, umutsuzluk duvarı önünde yığılışıp kalmışlar. Gidecekleri yer yok. İşte durum böyle bir merkezde iken kılıç kesmez, soluk aldırmaz karanlık duvarının üstüne bir top ışık düşmez mi?
Metronun yönetimi ikiye ayrılıp da atom bombasına karşı güvenilir, hava korunaklı bu devasa yeraltı sığınağı bir sürü istasyona bölününce ve tek elden idare edilmediği için büyük bir karmaşa ve anarşi ortamı doğunca, içlerinden çoğu bir istasyonun yönetimini devraldı. İstasyonlar, birbirinden bağımsız ve özerk hale geldi. Kendi ideolojisi, rejimi, lideri ve ordusu bulunan birtakım garip cüce devletler oluştu. Birbirleriyle savaştılar, aralarında federasyonlar, konfederasyonlar kurdular.