Kitap hem mistik, hem polisiye hem de kendini buluşu anlatan bir roman. İçerisinde biraz da hayal ürünü unsurlar olduğunu, bir deyişle yazarın gerçekleri kurgulaştırırken mistik şeylere dönüştürdüğünü, kitabı bitirdikten sonra, düşünürken anlıyorsunuz. Ahmet Ümit, kurgusuyla okuyucuyu karakterle birleştiriyor ve size sürükleyici bir roman sunuyor. Şems-i Tebrizi ile Mevlânâ bir araya geldiğinde zaman durur mekan durur. Yedi yüz yıldır süren bir sevda; Şems-i Tebrizi ile Mevlânâ. Bab-ı Esrar sadece bir gerilim romanı değil, aynı zamanda bir sırlar kitabı. Fantastik öğeleri kullanarak çok katmanlı bir dil yaratan Ahmet Ümit bu yapıtında Mevlevilik temelinde din ve inanç üzerine ilginç sorular soruyor. Din ile aşk arasında, inanç ile sevda arasındaki ilişkiyi bambaşka bir açıdan gözlerimizin önüne seriyor. Dünyayı, yaşamı, inancı ve aşkı, yeniden düşünmemiz, yeniden araştırmamız, yeniden okumamız için. Umut dolu kitaplara, keyifli okumalar...
Seni seviyorum Ahmet Ümit, polisiye türü kitapları sevmiyorum ama seni taaa yıllar önce Eskişehir 'e imza gününe geldiğinde, kalabalık kuyrukta üzerimde üniforma, işe yetişmek için acele ettiğimi
Romanın kahramanı Londra'da yaşayan, annesi ingiliz, babası Türk bir kadın olan Karen Kimya Greenwood. Hikaye kadının yaptığı uçak yolculuğuyla başlıyon. Londra'dan başlayıp Konya'da bitecek bir yolculuk. Kahramanımızı, aynı zamanda babasının memleketi olan Konya'ya götüren sebep onun sıgorta eskpertizi olması ve müsteriye ait bir otelde çıkan yangın olayını incelemek için görevlendirilmesi.
Hikayenin devamında gerçekleşen polisiye olaylar, Kimya hanımın başından geçen "fantastik" maceralar hikaye akışını daha güzel hale getiriyor. Mevlevilik ile ilgili bilgiler de Ahmet Ümit tarafından romanın temeline oturtulmuş. Bir yandan Kimya hanımın başından geçen olayları okurken, bir yandan da Şems ve Mevlana'nın hikayesinden bazı bölümleri okuyoruz.
Kitabın sonlarına yaklaşırken havada kalan bazı konular olduğunu düşünmüştüm. Fakat son bölüm o düşüncemi önemli ölçüde nötrleştirdi.