Adamın birinin kirada oturduğu evin tavan tahtaları çok ses çıkarıyordu. Ay sonunda ev sahibi kirayı istemeye geldiğinde, "Tavanı onar, çok ses çıkarıyor" dedi. Ev sahibi, "Daha ne istiyorsun? Allah'ı tesbih ediyor. Böylesini nerden bulacaksın?" karşılığını verince, "İşte ben de bundan korkuyorum; ya bir de aşka gelip secde etmeye kalkarsa!" dedi
Gencin biri, bir gün Şa'bînin yanında bir şey söyledi. Şa'bî'nin, "Bunu hiç duymadım" demesiyle de aralarında şöyle bir konuşma geçti:
- Sen ilmin tamamını okudun mu?
- Hayır! Okumadım.
- Peki öyleyse, yarısını okudun mu?
- Hayır! Yarısını da okumadım.
- İşte benim söylediğim de ilmin, senin okumadığın yarısındandır.
Medâyanî anlatıyor: "Mekke kadısı Muttalib b. Muhammed el-Hanzabi', daha önce dört erkekle evlenmiş ve kocalarının dördü de ölmüş bir kadınla evliydi. Muttalib bir gün hastalandı. Birara başucunda oturan kadının, "Beni kime bırakıp da gidiyorsun?" diye ağlaması üzerine, "Zavallı altıncıya!" dedi."
Ebû Ali b. Makılle bir gün yemek yiyordu. Sofrayı kaldırıp ellerini yıkadıktan sonra elbisesinin üzerinde nokta kadar sarı bir tatlı lekesi gördü. Hokkadan bir damla mürekkep alıp üzerine damlattı; sarı leke kayboldu. Arkasından, "Tatlı lekesi şehvetin iziydi; bu (mürekkep lekesi) ise sanatımın izidir"