“Doktor, yakından tanıdığı adamdaki değişimi, duruşu bakışı ve sesindeki heybeti görüp Demek imparator dediğin böyle bir şeymiş, diye düşündü. Başka bir adam bu. O mız mız hasta gitmiş”
İçinde yaman bir kavga vardı; ama bu aşk değildi. Olga’nın hayali gözlerinin önündeydi ama uzak ve dumanlı idi; çevresinde o eski ışık yoktu, yabancı biri gibiydi. Oblomov ona dertli dertli baktı ve içini çekti: “ İnsanın kendi dilediği gibi değil Tanrının emrettiği gibi yaşaması doğru bir yol ama..“ Oblomov düşündü : “ Hayır , insan istediği gibi yaşayamaz , doğrudur.” İçinden vakur, isyan dolu bir ses yükseliyordu: “ Yoksa insan en derin zekanın bile içinden çıkamayacağı bir çelişmeler karanlığına düşer. Bir gün bir şey istesin, ertesi gün tutkuyla, ölesiye ona bağlanırsın, daha ertesi gün onu istediğinden utanırsın, arzun yerine geldiği için hayta lanet edersin. İşte insan kendi hayatta kendi isteiğinin peşinden serbestçe giderse böyle olur. Bastığımız yeri yoklyarak yürümeliyiz; hayat budurr işte… Kim demiş hayat zevk ve mutluluktur. Ne saçma düşünce! Hayat hayattır, bir ödevdir, ödev dediğin de çetin bir iştir. O halde ödevimizi yapalım…”