Hüseyin Nihal Atsız: radikal fikirleri ile kimine göre Turancı-Türkçü düşüncenin fikrî lideri, kimine göre beş para etmez bir faşist. Siyasi görüşlerin havada uçuştuğu bir ortamda, herkesin birbirini itham ettiği bir dönemde fikirlerini özgürce beyan etmesi belki onun edebî yönünü gölgelemiştir. Politik görüşlerini bir kenara bırakıp bu Ruh Adam'ı bir tahlil ediverelim bakalım!
Evvela Atsız, bu romanın tamamıyla muhayyel olmadığını belirtmiştir. Kendi hayatından ve yaşam öyküsünü teşkil eden olaylardan parçalar barındırır. Yüzbaşı Selim Pusat, monarşi taraftarı bir subaydır. Tek hakikati harp ve askerlik olarak gören Pusat, fikri olarak anlaşılması zor bir insandır. Cumhuriyet yanlısı bir albay ile girdiği münakaşada hakiki fikrini ifşa eder. Oysa cumhuriyete yemin eden bir subay, bu rejime düşman olup askerlik yapabilir mi? Vatan haini damgası yer, hapis yatar. Yegane dostu Şeref ise intihar eder. Garip, kimsesiz, gururlu Şeref...
İnsanlara karşı tiksinti besleyen bu Yüzbaşı Pusat, tekdüze bir yaşam sürdürmektedir. Fakat bir vakit hayatı öyle bir değişime uğrayacaktır ki adeta mahvolur. Ruhsal buhranların pençesinde, hayal ile gerçek arasında bir sembolizmin içinde kendimizi buluruz. Romandaki vakalara değinmek istemem. Ancak şunu söyleyebilirim ki aşk, tarih, felsefe, psikoloji gibi tüm ilimleri edebiyat ve şiir ile harmanlayan Atsız bu şaheseri ortaya çıkarmıştır.
Öyle muazzam sahneler var ki birine bilhassa değinmek isterim. Yüzbaşı Selim Pusat, Tanrı'nın huzurunda sorguya çekilir. Öyle bir sorgudur ki Hz. Muhammed, Zerdüşt, Buda, Kültigin, Cengiz Han, Çağrı Bey, Kürşad, Oruç Bey, Mete Han burada sanıklardır. Bu muhayyel mahşer sahnesinin heybeti ve tesiri çok büyük oldu. Kitapta öyle anlatımlar var ki gerçeküstücülük ile harmanlanmış bir edebiyat şöleni.