Modern yazarlarımızdan Yekta Kopan'ın kalemi ile tanışmama bu kitap vesile oldu. Bir de Baktım Yoksun, Yunus Nadi ve Haldun Taner ödüllerine layık görülmüş bir öykü kitabı. Öyküleri tek tek değerlendirmeden önce yazar ve üslubu hakkında biraz konuşmak istiyorum.
Ülkemizin dublaj (ya da seslendirme) konusunda dünyada zirvede olduğu malumunuzdur (bkz. Mazlum Kiper, Ayhan Kahya, Harun Can). Yekta Kopan da Buz Devri film serisinde Sid karakteri ile tanıdığımız, birkaç farklı karakter daha seslendiren bir sanatçı. Haliyle edebi yeteneğine ilk başta kuşku duymadım değil.
Öyküler, post-modern mi denir ne; yeni nesil ve içerisinde baba-oğul ilişkisi, karı-koca ilişkisi, birey, kent yaşamı, ölüm, çocukluk gibi konuları irdeleyen yirmi otuz sayfalık öyküler. Bana üslup olarak Orhan Pamuk, Oğuz Atay ve Yusuf Atılgan'ı anımsattı.
Sarmaşık (9/10): Kedisini kaybeden bir adam onu aramak için Yeşil Ev denen, korkunç bir evin arka bahçesine gidiyor. Burada babasıyla, daha doğrusu babasının hayaletiyle karşılaşan, adam geçmişi sorguluyor. Güzel bir hikayeydi.
Portobello 22 (9/10): İngiltere'ye geziye giden bir adam. George Orwell'in evinin önünde İngiltere'de yaşayan Türk bir kadınla tanışıyor. Kitaplar, müzik, tiyatro hakkında konuşmalar ve bir günlük mükemmel bir ilişki. Tabii fena bir sonuyla yarım kalıyor. Oldukça beğendiğim bir öyküydü.
Kırmızı (9/10): İstanbul kokusunu içimize çektiğimiz bir öykü. Karakterimiz ve arkadaşı Ayfer, ihtiyar bir sanatseverin yaşam öyküsünü dinliyor. Edward Hopper düşkünü bu ihtiyar üzerinden sanata bir bakış. Hakeza, güzel bir hikaye.
Battaniye (9/10): Baba-oğul, baba-kız, karı-koca, anne-oğul ilişkilerinin tek bir öyküde irdelendiği, aile içi ilişkilerinin değerlendirildiği ve birey psikolojisine değinilen sürpriz sonlu bir hikaye.
Kertenkele