Ailemin komik vecizeleri vardır. Onlar farklı bir za-manda doğmuş farklı bir nesildendiler. Onlarınki "çok çalışmanın ödülü kendisidir" diyen bir nesildi. Her-kesin kabul ettiği gibi, hayat onlar için zordu. Benimki ise "Hak Çağı Nesli" olup o da kendi payına düşeni fazlasıyla almıştır.
Hak Çağı Nesli, sırf doğmuş olma meziyetine sahip ol-dukları için her şeyin en iyisini hak ettiklerine ve aileleri-nin mümkün olan her türlü avantajı onlara sunmaları ge-rektiğine, aksi takdirde kendi elleriyle çocuklarını toplum dışı kalmaya ve başarısızlığa mahkûm etmiş olacaklarına inanan çocuklardan oluşur. Bilgisayar oyunları, uydu tele-vizyon, Internet ve son çıkan ileri teknoloji ürünü cihaz-larla büyüyen -elbette, ebeveynleri bütün bunları onlara sağlamak için köleler gibi çalışırken- H Ç N çocuklarının büyük çoğunluğu, bir yanlış yaptılarsa da, bunun kendi suçları olmadığına inanırlar. Hatalı olan -büyük ihtimalle çalışıyor olduğu için- onları ihmal eden anne babalarıdır.
Hangi açıdan bakarsanız bakın bu, ebeveynler için içinden çıkılmaz küçük bir kısırdöngüdür.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsanlar birçok şeyi hiç güdüsel olarak yapar, bir arının bal yaptığı gibi ,tilkinin köpekleri aldatmak için patilerini suya batırdığı gibi. Tilkiye sorsan sebebini söylemez; kışı hangi arı hatırlar tekrarlanacağını düşünür?
"Bak ,Andiren'ciğim şimdi artık okula gidip öğretmenine burada gördüklerini anlatabilirsin .Çeyrek saatte on yıllık dersin vereceğinden daha çok şey öğrendin .Dünyanın gerçek yüzünü gördün !"
"Varlığıma nedensizlikten delirdim ben. Hiçbir nedeni kendime yakıştıramadığımdan. Hepsini giydim. Hiçbiri olmadı. Hepsi dar geldi. İnansaydım herhangi birine uğruna gerekirse dünyayı kan gölüne çevirirdim. Okyanuslar kırmızı olurdu.Pıhtılaşmış kanlardan siyah dağlar yükselirdi. Ama inanamadım. Bir türlü inanamadım... Bütün hayat bir illüzyon. Benim gibi."
“Dostluğun ne olduğunu biliyor musunuz?” diye sordu.
“Evet,” dedi çingene; “erkek kardeşle kız kardeş olmak demektir, birbirine dokunan ama kaynaşmayan iki ruh, elin iki parmağı gibi...”