Bazı kitaplar vardır; yalnızca bilgi vermez, bakış açınızı da değiştirir. Mehmet Karabacak hocamızın kaleme aldığı bu eser benim için tam olarak böyle bir kitap oldu.
Bir araştırma kitabı olmasına
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın ilk romanı olan Şık, yazarın kendi ifadesi ile acemilik dönemi eseri olsa da, satır aralarında oldukça güçlü bir gözlem ve mizah barındırıyor. Zaten dönemin usta yazarları tarafından da beğenilerek, bir anlamda Hüseyin Rahmi’nin yeteneğinin keşfedildiği bir eser olmuş.
Kısa ve akıcı yapısıyla kolay okunan bu roman, bana sık sık Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası romanını hatırlattı. Her iki eserde de karşımıza çıkan, batı özentiliği, ironik ve yer yer ince bir alayla ele alınırken, Şık’ta mizahın daha baskın bir tonda ele alındığını söylemek mümkün. “Şık” lakabıyla anılan ana karakterin, kısıtlı bütçesine ve kültürüne rağmen Batılı gibi yaşama çabası ve bu uğurda düştüğü durumlar hem güldürüyor hem de düşündürüyor.
Roman, sadece bireysel bir hikaye anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda dönemin toplumsal yapısına ayna tutarak, batılılaşmanın nasıl yanlış anlaşıldığını ve yüzeysel bir taklitten öteye geçemediğini de gözler önüne seriyor. Kısacası Şık kısa ama etkili anlatımı, güçlü mizahı ve yerinde toplumsal eleştirileri ile benim için keyifli be güldüren bir okuma oldu.
Tess Gerritsen beni yine yanıltmadı… Tıpkı Cerrah gibi, Çırak da nefes almaya fırsat bırakmayan, sayfaları ardı ardına çevirten bir maceraya dönüştü benim için.
İlk kitapta Rizzoli’nin hikâyesi içimde ince bir sızı bırakmıştı. Bu kez ise karşımızda daha dirençli, daha güçlü ve en önemlisi daha mutlu bir Rizzoli var. Onun bu dönüşümüne tanıklık etmek, hikâyeye ayrı bir derinlik katıyor.
Polisiyenin büyüsünü bozmamak adına detaylara girmeyeceğim… Ama şunu söyleyebilirim ki bu kitapta yalnızca bir katilin izini sürmüyoruz; aynı zamanda onun zihninin en karanlık kıvrımlarında dolaşıyoruz. “Cerrah” lakabıyla tanıdığımız o ürpertici varlığın iç dünyasına yapılan bu yolculuk, hikâyenin gerilimini daha da keskinleştiriyor.
Rizzoli’nin kendini bir anda av değil, ava dönüşmüş bulduğu; hata yapmanın bedelinin çok daha ağır olduğu bir hikâye bu. Bu kırılma anı, romanın temposunu sadece hızlandırmıyor, aynı zamanda derinleştiriyor.
Ben seriye kesinlikle devam edeceğim
Polisiye severlere gönül rahatlığıyla öneririm.