Kitapzede

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte yani yürekte. Meselâ bir barikatta dövüşerek meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken meselâ denerken damarlarında bir serumu                                           ölmek ayıp olur mu? Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. Seversin dünyayı doludizgin ama o bunun farkında değildir ayrılmak istemezsin dünyadan ama o senden ayrılacak yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı? Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden? Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Sayfa 933·Kitabı okudu
Şiir
Reklam
Sebebin Yardan aşağı yürüdükçe kazandığın cisim ağdığın dünya! var olmanın günahlarıyla vardığın reddi bedenin ruhu çürütmek için bedenlendiğin ceza tenine iliklenmiş gömleğin çözülen her düğmesinde sebebin, ilmin taşıdığı boşluğa bakan gözleri düğmelerin Murathan Mungan “Dağ”
Şiir
Sevmek, yaşamın bizi sürüklediği uçurumun kıyısında tutunduğumuz o incecik gelincik sapı ölümle dirim arasındaki başdönmesidir. Üstümüze yürüyen duyarsızlığın o siyah ordusuna karşı, yürek çarpıntılarından oluşturduğumuz ışıklı bir korunaktır. Sevmek, bizi onaran, acısından bile haz aldığımız belki de tek incinme, bütün hüznü, iyimserliği ve ikircimine karşı sesimizin en duru aktığı yataktır. ... Kalabalığa karşı bireyin özgeliği, kalabalığa kişilik veren biricik olanaktır. Bütün dillerin ortak şarkısı, bütün şarkıların sustuğu yerdir. Taşa ses veren duygusu insanın; en kolay bağışlanacak kusuru; ölümün eşiğinde bile dilinde çırpınan Islığıdır. Dört mevsimin biricik paydasıdır sevmek yazı, ayazı aynı içtenlikle güzelleştirir. ... Yine de insanın kendini en büyük ihanetidir sevmek. Sığlığını kolaylığından derinliğin baş dönmesine geçmek bir zorlu yürek türküsüdür, İçindeki binlerce gözü susturmayı gerektiren. İstemekle yapmak arasında ki o ince çizgi binlerce yılın günah burgaçlarıyla bir uçuruma dönüşür. Dünya karşı tarafta, biz bu tarafta kalmışızdır. Bir iki cılız sesten başka ses yoktur sesimizi karşılayan. Giderek bencilliğimizden söz etmeye, sevgimizden utanmaya kendimizi aşağılamaya başlarız. Bu uçuruma verebileceğimiz kurban, içimizde yeni kekelemeye başlayan sevincimizdir. Rüzgâr usul usul kesilir. Gündüzler yatışmıştır. Gece o eski gecedir artık. .... “Sevmek, insanın en büyük acısıdır.” Şükrü Erbaş “İnsanın Acısını İnsan Alır”
Edebiyat
Ben bir çınarın her yaprağından defalarca düştüm. Annem sustu. Gözbebekleri büyüdü, büyüdü; kirpiklerinden taştı. Konya ovasında ancak öyledir keder, güneş battığı saatlerde. Birdenbire yalnızdık. Babamın uzun boyları başka kapılarda kırılıyordu. Gözlerinin değdiği her yerimiz üşüyordu. Annem, babamın yerine de sevdi beni. Hohlayıp hohlayıp sildi acımı. Ben gittim bir başka erkeğe inandım. Korkuyla zedeledi beni. Babamın bıraktığı yıkıma şiddet ekledi. Annemi anladım. Kendisini sevmeyenin acısı da olmazdı öfkesi de.. İnsanın bir ömrü, gökkuşağının yedi rengi vardı ve dünyadan başka dünya yoktu. Annemi bir daha sevdim. Ey acıdan damıtılmış yaşama sevinci, sen ne güzel, sen ne büyük, ne değerlisin.. Şükrü Erbaş “Bir gün ölümden önce”
Edebiyat
içimden şu zalim şüpheyi kaldır Ya sen gel ya beni oraya aldır Ağzının bir kıvrımından cesaret bularak
Şiir