Gururun sıkıntıdan esniyor. Doymayan gözlerin uzaklarda başka bir şey arıyor. Hiçbir yerde durmasını bilmiyor, hiç duymuyor ve tatmin olunmuyorsun… Bu da senin cezan !… Her şeyi gururuna feda ediyorsun ama onun başlıca kölesi ve en büyük kurbanı sensin. Belki daha birçok şöhret ve başarılar elde edeceksin… Aldatılan kadınların zaafiyle elde ettiklerinden daha büyük başarıların da olacak… Fakat seni hiçbir tatmin etmeyecek, çünkü gururun daima ileriye gitmeni isteyecek, daima fazlasını isteyecek... Çünkü o her şeyi yutuyor. Sonra da çabucak unutuyor. Yalnız ne kadar küçük ve ne kadar önemsiz olursa olsun her başarısızlığı, her hakareti daima hatırlıyor. Bir gün nihayet etrafındaki her şeyi kemirirdikten, kırdıktan, kirlettikten, alçaldıktan, dağıttıktan ve yok ettikten sonra bu çölün ortasında gururunla karşı karşıya yapayalnız kalacaksın. Artık ona verecek bir şeyin de olmayacak. O zaman kendi kendini yiyeceksin. Fakat bunun da sana bir yardımı olmayacak. Çünkü daha iyi parçalara alışmış olan gururun yiyecek olarak seni beğenmeyecek, fırlatıp atacak.
İçinde intikam hissi saklamak için insanın önce yılmamak gücüne sahip olması lazım. Bazısını şarapnel yıldırmaz da sefalet yıldırır. “Ben artık bitmiş bir adamım! ‘ der ve buna da kendisini inandırırsa, insanın düşemeyeceği alçaklık çukuru kalmaz. Yılgınlık adamda, hesap kitap, akıl mantık bırakmıyor.
Rüzgar gibi bir ağustos geçti ellerimizden
Meyvalar bizi balrengi günahlara çağırıyorlar
Biryanda yaşanmamış günlerin hırsı
Biryanda boşa geçen gecelerin acısı
Malum o dramın en güzel perdesindeydik
Ağustos şarap olmuş, kanımıza akmıştı
Tarihin en kesin yasalarından biri de şudur: Lüksler zamanla ihtiyaç haline gelir ve yeni zorunluluklar ortaya çıkarır. İnsanlar belli bir lükse alıştıklarında bir süre onu kanıksarlar. Onu yaşamlarında hep bulundururlar ve bir süre sonra onsuz yaşayamazlar.
Dünyanın tüm büyük yaratıkları arasında insan selinde tek hayatta kalabilenler, yine, Nuh’un Gemisi’nde köle olarak bulunan çiftlik hayvanları ve insan olacak.