Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Rainer Maria Rilke ''Her şey sonunda bir kitaba varmak içindir.''
"Her melek korkunçtur..."
'Alman dilinin en lirik şairi' olarak anılan Rilke, 'Duino Ağıtları'nı Duino Şatosu'nda yazmaya başlamıştır. Yazmaya başladığı dönem sık sık depresyon atakları geçirdiği için (bunun sebebi 1.Dünya Savaşı'nda askere alınması ile ilgili) ağıt tamamlanamamıştır. Ağıt 1923'te tamamlanınca Prenses Marie'ye ithaf edilmiştir. İlk ağıtlarını şatoda yürürken rüzgarda bir ses duyduktan sonra yazmıştır. (Kim, bağırsam duyardı, çığlığımı melek saflarından?) Daha çok manevi ve ruhsal sözcüklerle ağıtlar yakmayı seven Rilke, bizlere melekleri, aşkı ve aşk sembollerini, insanoğlunun potansiyelini olağanüstü dizelerle aktarmıştır. İş Bankası Yayınları'nda bir tarafı Almanca, diğer tarafı sayfanın çevirisi olarak bizlere sunulmuş. Bence bu teknik okuyucuyu sıkmamak için güzel bir teknik. Rilke içsel durumu çok duygusal ve acıklı. Bence daha çok hayatını depresif yaşayan ve hayatın pek bir anlamı olmadığını anlatan şair gibi geldi. Duino Ağıtları
“Alışır, alışırsın. Bu dünyada başka türlü yaşamanın çaresi yok…”
Gerçekten bu dünyada sevenler kadar zarar görmüş bir varlık bile bulmak mümkün müdür? Kendinden bile vazgeçecek kadar kara sevdaya boğulmuş olan Memo, benim unutulmaz kitap karakterlerim arasında yer aldı. Kin, takıntılık, aşk, cesaret… Hepsini o kadar güzel harmanlamış ki yazarımız kitap okuduğumu bile unuttum. Beni reading slump ( kitap okuyamama durumu) dan kurtardı diyebilirim. Akıcı, duru bir anlatımla aslında bize çoban Ahmet’in paşa kızı olan Gülbahar ile yaşadıkları aşklarını anlatır. Acaba gerçekten yaşayabilecekler midir? Bu arada bu efsane gerçektir. Sadece Yaşar Kemal bu efsaneyi toparlayıp kitap haline getirmiştir.
Kemal Sadık Gökçeli: "Babam, anam Doğu Anadolu'dan, 1915'te Rus ordusu Van'ı işgal edince, oradan bir buçuk yılda Çukurova'ya gelerek bu köye yerleşmişler. Köyde bizimkilerden başka Kürtçe konuşan hiç kimse yoktu. Ben kendimi bildiğimde Kürtçe sadece bizim evin içinde konuşuluyordu. Ben doğduğumda babam çok yaşlı, belki elli yaşın üstündeydi, anam da çok gençti. On yedi yaşında. Evde babamın bir kardeşi, onun karısı, bir de akrabaları bir genç kız vardı. Amcamın karısının bir elini Van'da bir top gülle parçası almış götürmüştü. Aile bir bey ailesiydi. Ailenin mensup olduğu Luvan aşiretinin son beyi Gulihan Bey babamın amcasıydı." Üç buçuk yaşlarında iken bir kurban kesimi sırasında halasının kocasının elindeki bıçağın kayarak gözüne saplanması sonucu sağ gözü kör oldu. Dört buçuk yaşındayken, babası camide namaz kıldığı sırada Van'dan göç ederken ölümden kurtarıp besleyip büyüttüğü Yusuf adındaki oğulluğu tarafından öldürüldü. Bu olaydan sonra on iki yaşına kadar kekemeliğe tutuldu. Yaşar Kemal pek çok yapıtında Anadolu'nun efsane ve masallarından yararlandı. PEN Yazarlar
"Ah siz erkekler, ne kadar zalimsiniz!"
"Ne garip, insan iyi insanları bir kere görünce seviyor ve yanlarından ayrılmak istemiyor."
Selamlar sevgili dostlar! Bugün ilk Türkçe romanımızla ve benim kalbimi fazlasıyla kıran bir kitap ile geldim. Evet, o meşhur kitap. Duygularımı spoilersız nasıl anlatacağımı inanın bilmiyorum.
Koskoca Talat ve Fitnat aşkı…
Talat Bey, bir gün bir arkadaşının tavsiyesi üzerine her zamanki tütüncüsünden farklı bir tütüncüye gider ve cumbada oturan Fitnat’a aşık olur. E Fitnat da ona tabii ve beni paramparça eden aşk başlamış olur böylelikle. Her şey eskilerde güzeldi derler ya. Sanırım gerçekten öyleymiş. O saf aşk, iki insanın birbirine sıkıca bağlandığını hissetmek eskilerde gerçekten farklı bir duygu. Yazar o kadar güzel döneminin aşklarını ve toplumsal yapısını anlatmış ki kitap bir gün içerisinde bitti. (ben de bittim)
Toplumdaki kadının yerinin bir hiç olduğu, daha çok kadına sorulmadan evlendirildiği, cariyeleri yazar çok güzel işlemiş. Şimdi böyle bir aşk yaşansa gözlerimin önünde (tiyatro sahnesi hariç) başkasının yerine utanıp yerin dibine girerim ama kitapta okuyunca o kadar tadı tatlı geliyor ki size anlatamam. (şaka)
Yanya Mektubi Kalemi'nde çalışan Şemsettin Sami, 1872'de İstanbul'a geldi. Matbuat Kalemi'nde memur olarak göreve başladı. İstanbu'a geldikten sonra "Şemsettin Sami" olarak tanındı. Memurluk yaparken bir yandan da ilk telif eseri olan Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat adlı romanını 1872-1873 yıllarında forma forma yayınladı. (wikipedia) Taaşşuk-ı Talat ve FitnatŞemseddin Sami
Eski dönem olduğu için bilmediğim kelime çoktur, okuyamam demeyin sakın. Çerez kitaplar bölümüme girdi bile. Bu saf aşkı kesinlikle sizin de tatmanızı öneririm :)