Başkasında duyup imrendiğim o "bir solukta okudum" sözünü deneyimlememe vesile olan kitaptır. Zira bir arkadaşımın tavsiyesiyle öğlene doğru başladığım 400 sayfaya yakın bu kitabı şu saat itibarıyla bitirmiş bulunmaktayım.
Hayatında sayfa atlayarak roman okumamış biri olarak diyebilirim ki, bana göre bir roman, okuru sayfa atlamaya zorladığı oranda iyidir ve iyi bir romana girmek de zordur çıkmak da. Piraye romanında ise sayfa atlamayı aklınızın ucundan bile geçirmiyorsunuz. Roman hiçbir iç ses "gevezeliği" içermiyor, durumlar birbirine iliştirilmiş olduğundan, okuma sürecini hiçbir düşünsel ihtiyaç yavaşlatmıyor çünkü. Esasen kitapta bir "düşünce" bir "bakış açısı" ne bileyim iddiasız olsun bir tez de yok.
Karakterler oldukça karton ve tutarsız, dil seçimi de başarısız. Piraye'nin derin çelişkilerini, ultra yanlış seçimlerini aşkın gözü kördür'le açıklamak da mümkün olamıyor. Zira kitapta derli topluyu geçtim eser miktarda da olsa bir aşk çözümlemesine rastlamıyoruz. Araya, Altınyunus Çeşme oteli ile ilgili reklam kokan açıklamaların sıkıştırılması da ilginç olmuş; ben şahsen bir edebiyat eserinde ilk kez karşılaştım böyle bir şeyle.
Tüm eksiklerine rağmen garip bir şekilde okunuyor ama. Yapacak başka hiçbir işiniz yoksa veya "çok" hafif bi şeyler okuyayım düşüncesindeyseniz tavsiye ederim.