Benim ruhumu canlı tutan Tanrıyı;
En yüce şekilde yarattım ruhumda,
Benim evrenimde,
Yalan ve nefret yerine sevgi ve hüzün vardı.
Susmayan zihnimin içinde yalnızca sen vardın.
Seni lüks içinde yaşatacak şey para değil; sevgi.
Sevginin kutsallığında sarhoş olduğunda; tüm gördüğün gerçeklik birer yalan olacak; yaşadığını, en önemlisi ruhunun varlığını hissedeceksin.
Tanrı da bunu yaptı; evreni, görülmeyeni yarattı.
İşte şairlerin tüm gördüğü bu;
İnsanlardan tiksinti ve onların açlığı.
Ruh bir kez kendini bulduğunda, dışarıdan hiçbir gereksinime aldanmaz, hiçbir şeye, hiç kimseye ihtiyacı kalmaz. Yeni dünyanın bize yaptığı aşağılama bu; ruhsal açlık, kayıp ve cehalet.
Düşünmemenin, sorgulamamanın ne hâle getirdiğini hiçbir zaman anlayamaz uyuyan kişi, derin, haz dolu bir uykudadır; onu uyandırmaya çalışanlardan ise tüm hazlarıyla nefret eder.
Zalimler, Sokrates’i ölüme mahkûm etti, sonsuza dek yaşadı o, ölürken -uğurlu sözlerle ölmek gerek- dedi. Sonra hiç benzi solmadan, korkmadan, tereddüt etmeden zehri içti.
“Nasıl doğuşumuz bizim için her şeyin doğuşu olduysa, ölümümüz de her şeyin ölümü olacaktır.”
-L.