Elif

Ölüm kişisel bir meseledir, keder, çaresizlik, isyan duyguları ya da kupkuru bir felsefe üretir. Öte yandan, cenaze törenleri toplumsal olaylardır.
Sayfa 184·Kitabı okudu
Eğer yaşamadaki çokluğun gücünü anladığımız kadar, ölümdeki çokluğun da acısını duyabilsek, acısını anlayabilsek, adamoğulları bunu kavrayabilseler, insan soyu büyük bir kazanç elde ederdi
Sayfa 216·Kitabı okudu
Insanların en zayıf tarafları, sormadan, araştırmadan, düşünmeden, kafalarını patlatmadan inanmak hususundaki hayret verici temayülleridir. Dünyadaki yalancı peygamberleri yetiştirmek ve beslemek için en iyi gübre, işte bu bilmeden inanmak için çırpınan kalabalıktır.
Sayfa 200·Kitabı okudu
Hey zorbacıklar, kendinizden küçük, kendinizden cılız iki miniminiyi yerlerinden kaldırıp onların iskemlesine kurulmaktan ne çıkar? Gelip sizden büyük, sizden güçlü olan birini yerinden kaldırsaydınız a.. Size benden öğüt olsun, babayiğitlik göstermek istiyorsanız, kendinizden güçsüzüne değil, kendinizden güçlüsüne çatın..."
Sayfa 91·Kitabı okudu
Yıl 1961de yazılıp bu gün hala geçerli olan bazı şeyler
...Lafa kulak verin, gelin şu Zübükzade İbraam Bey'i biz aday diye çıkaralım ortaya. Gerisini siz ona bırakın, mebusluk aslanın ağzında olsa söker alır. Bir taşla iki kuş vururuz. Hem böyle bir canavarın elinden yakamızı kurtarırız, hem de kasabamıza bir hayrı olur. Gedikli İhsan Efendi, -Unuttun gitti, dedi. Bu Baha Bey namuslu adam, çalmaz çırpmaz. Çiftverenoğlu da buna karşılık, -Bir namuslu tutturmuş gidersiniz, dedi. Namuslu olup da ne olacak, bir iş beceremedikten kelli... Varsın çalsın çırpsın da, arada ucu kasabamıza da dokunsun. Sünepe, uyuntu oturmuş da çalmamış, ne çıkar efendi? Doğru mu dediğim? İnsanda ağız varsa elbet yiyecek. Adam odur ki, hem yesin hem yedirsin... Çiftverenoğlu alçaklıktan yana, Zübükzade'nin ocağında iyi yetişmiş, çırakken kalfa olmuş. Bunlarla başedilir gibi değil. Gedikli İhsan, -Bu dediklerin uygun görünür, dedi, velakin Zübükzade'nin marifeti ne ki sen ona böyle gönül vermişsin? Bey, bu Çiftverenoğlu, yoldaşı İbraam alçağını bir anlattı, bir anlattı, dinleyenlerin ağzı açık kaldı. Biz onun oyunlarını bilir sanırdık kendimizi, oysa daha ne kitaba girmemiş oyunları varmış...
Sayfa 197·Kitabı okudu