...Lafa kulak verin, gelin şu Zübükzade İbraam Bey'i biz aday diye çıkaralım ortaya. Gerisini siz ona bırakın, mebusluk aslanın ağzında olsa söker alır. Bir taşla iki kuş vururuz. Hem böyle bir canavarın elinden yakamızı kurtarırız, hem de kasabamıza bir hayrı olur.
Gedikli İhsan Efendi,
-Unuttun gitti, dedi. Bu Baha Bey namuslu adam, çalmaz çırpmaz.
Çiftverenoğlu da buna karşılık,
-Bir namuslu tutturmuş gidersiniz, dedi. Namuslu olup da ne olacak, bir iş beceremedikten kelli... Varsın çalsın çırpsın da, arada ucu kasabamıza da dokunsun. Sünepe, uyuntu oturmuş da çalmamış, ne çıkar efendi? Doğru mu dediğim? İnsanda ağız varsa elbet yiyecek. Adam odur ki, hem yesin hem yedirsin...
Çiftverenoğlu alçaklıktan yana, Zübükzade'nin ocağında iyi yetişmiş, çırakken kalfa olmuş. Bunlarla başedilir gibi değil.
Gedikli İhsan,
-Bu dediklerin uygun görünür, dedi, velakin Zübükzade'nin marifeti ne ki sen ona böyle gönül vermişsin?
Bey, bu Çiftverenoğlu, yoldaşı İbraam alçağını bir anlattı, bir anlattı, dinleyenlerin ağzı açık kaldı. Biz onun oyunlarını bilir sanırdık kendimizi, oysa daha ne kitaba girmemiş oyunları varmış...