Eskilere göre, her insan soyu sağ omzunda bir sebeple hayata gözünü açardı. Kişi, yönünü de amacını da bilebilsin diye o usulca vaktini bekleyen gaye, aslında ölümlü mazlumların hep yanı başındaydı. Ancak insan soyu doğduğu vakitten beridir en çok kendine kördü. Bazıları önündeki dünyayı, bazıları ise ötede kalan maziyi aklına musallat ettiğinden ola ki yanı başında, ta omuzunun ucunda duran o pusuladan bihaber ömürlerini yer bitirirdi. Ama bir kere istikametini bu yamacında seni bekleyen amaca atfettin miydi, işte o zaman geri kalan her şey manasını bulurdu. Yönün de arzun da aşkın da artık o amaç olurdu.
Ve evet sen biricik okuyucu; umarım bu macera sana ihtiyacın olan tüm cesareti vermiştir. Bu son sözler sana; korkuyorsan devam et, yalnızsan, küçücük ve değersiz hissediyorsan devam et. Hepimiz aynı yerde durduk. Hepimiz başaramayacağımızı düşündük. Bu kitabı alarak sen benim elimi tuttun, şimdi sıra bende.
Yol, ne kadar cesaret istese de ve ne denli zorluklarla dolu olsa da içindeki ateşin, ruhunu besleyen o arzunun buna değdiğini unutma. Sen buna değersin ve bu kitabı bıraktığın anda devam eden eşsiz hikayen de buna değer. İyi ki varsın!
Ömrün şölen olsun...
"Her zorlukta pes etseydim hâlâ o kayada oturmuş talihimin bir gün dönmesini bekliyor olurdum. Ama talih, benim. Yolumu da bir tek ben çizerim. O yüzden ayağım kopsa da başım önüme düşse de veya bir timsah şu an beni ensemden yakalamış olsa da bırakmayacağım. Bu limanı kaybetmek için bulmadım ben.