Ahmet Hamdi Tanpınar edebiyat dünyamızın farklı ve bu farkıyla size eşsiz duygular yaşatan bir yazarıdır. Onun eserlerinde herkes kendisinden bir şeyler bulur. Roman tekniği insanı kendisine hayran bırakacak türdendir. Okumuş olduğum Batı klasiklerinden aldığım zevki Tanpınar’dan da aldım. ‘’Tanpınar, nesirlerinde kendisini daima serbest, adeta daha mesut hissetmiştir. Zira burada onun karşısında Yahya Kemal ve Ahmet Haşim gibi büyük rakipler yoktur.Bu belki de içindekileri daha rahat ifade etmesine ve özgürce bir eser inşa etmesine fırsat vermiştir.
Kitabın konusu her metinde farklı mesajları olan ve sürekli olarak farklı insan tasvirlerini bizlere sunmuş ve insanların yaşamış oldukları hayatların aslında birer absürtlükler yumağı olduğunu bizlere göstermek istemiş. Hayatlarımızın sürekli değişen olaylar karşısında değiştiği, kimliklerimizin de başkalaştığını bizlere hayret edici bir şekilde aktarmış. Kitap, Osmanlı’nın son döneminden başlayarak Türkiye Cumhuriyetine uzanan zaman diliminde başkalaşan insanlarımızın zevklerine ve ilişkilerine de odaklanmıştı.İnsanın kendisine durmadan yaşayabileceği, söz söyleyeceği ortamlar yaratmadan ve kendini göstermeden var olabileceği bir gerçekliğe katlanabilmesi çok zordur. Araya menfaatler girmeyince hadiseleri elbette başka türlü, daha realist bir gözle görmeğe, hakikaten daha uygun şekilde anlamağa ve yorumlamağa başlarız.”Gerçekten de öyledir insanoğlu. Menfaat gözlerin önünde en büyük engel ve perdedir. Kendisine yararı olanın izin verdiği şekilde görebilir. İnsan olmanın en büyük özelliklerinden biri de budur galiba. Sürekli olarak menfaat aramak ve bu menfaatin izin verdiği ölçüde konuşabilmek ve bir şeyler söyleyebilmek.
En iyisi düşünmemekti. Kaçmaktı. Kendi içime kaçmak. Fakat bir içim var mıydı? Hatta ben var