Sibel

Sibel

, bir kitap okudu
Puan vermedi·136 syf.·
2022 59. kitabı
Milan Kundera
7.4/10 · 1.988 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Doğrudan Alıntılarım
"İngilizlere özgü kusursuz dikilmiş bir takım elbisenin toplum içinde hiçbir biçimde göze batmayışı gibi benim varoluş biçimimde de dikkat çekici hiçbir şey yoktu ve en çok hoşuma giden yanı da buydu."s.6. " Daha siz beni dışlamadan ben sizi dışladım, bugün öğleden sonra, benim de bir parçası olduğum o soğuk, kemikleşmiş dünyanızın dışına fırlattım kendimi, pistonların üstünde duygusuzca kayan ve kendi etrafında kibirle dönen o büyük mekanizmada sessizce çalışan bir çarktım ben de. Hiç bilmediğim bir uçurumun içine düştüm, yine de o bir saatin içinde sizin aranızda geçirdiğim kaskatı yıllardan çok daha canlı hissettim kendimi. Size ait değilim artık, içinizden biri değilim, ama yükseklerde ama diplerde dışınızda bir yerlerdeyim, fakat asla ve asla sizin burjuva refahınızın düz kumsallarında değilim artık. İlk kez iyiliğin ve kötülüğün insanın içinde yaratabileceği haz adına ne varsa hepsini hissettim, fakat benim nerelere vardığımı asla bilemeyeceksiniz, beni asla tanıyamayacaksınız: Ey siz insanlar, siz benim sırrımı nereden bileceksiniz."s.38. "Bir ara on iki yaşlarında üstü başı dökülen bir oğlan yakınıma geldi, ışıkların yansısı bakışlarını aydınlatmıştı, hoplayan tahta atlara öylesine bir özlemle bakıyordu ki. Küçük ağzı susuzluktan yanarmış gibi açık duruyordu: Belli ki binecek parası yoktu ve diğerlerinin bağırışlarından ve kahkahalarından pay çıkartmaya çalışıyordu. Kendime ite kaka yol açarak ona yaklaştım ve 'Sen de bir tur binmek ister misin?' diye sordum. - fakat sesim niçin böyle titremiş ve tiz bir şekilde çatlamıştı? Bana baktı, korktu-Niçin? Niçin? - sonra kıpkırmızı oldu ve tek bir şey söylemeden kaçıp gitti. Yalınayak bir çocuk bile benden bir armağan kabul etmek istemiyordu. Öyle hissediyorum ki, bende onlara korkunç yabancı gelen bir şeyler vardı,
(Çev:İlknur İgan).Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.İstanbul.·Kitabı okudu
Doğrudan Alıntılarım
"Tren, hafif bir sarsıntı ile hareket etti. Avukatların sohbetleri tekerleklerin takırtısıyla bastırılıp doğrudan gürültüye dönüştü. Ama sarsıntıdan ve ittirmeden ağır ağır ahenkli bir çalkalanma doğdu ve çelikten beşiğin içinde sallanarak hayallere daldılar. Altlarında takırdayan tekerlekler görünmez bir ilerleme kaydederken, bu iki insanın düşünceleri düşler aleminde geçmişe doğru süzüldü."s.3. ️"Ama aşk, bir cenin gibi bedenin karanlıklarında acıyla dönüp durmaktan kurtulduğu, nefes ve dudak aracılığıyla kendini zikir ve itiraf edebildiği zaman gerçek aşktı. Bu duygu çok ısrarcı olursa, bir an gelir ilmek ilmek dokunmuş tırtıl yuvasını deler, yükseklerden en derinlere doğru yuvarlanır ve ürkmüş yüreğe var gücüyle çarpardı."s.11-12. "Tanrım onu bırakıp gitmek: Sevincinin gururla şişmiş yelkenlerine bir bıçak gibi saplanmıştı bu düşünce. İşte şaşkınlığa teslim olduğu bu kontrolsüz saniyede, aldatmacanın üst üste yığılmış bütün sahte kirişleri yüreğinin üzerine çöküvermiş ve kalp kasında meydana gelen ani bir seğirmeyle onsuz kalmanın düşüncesinin bile onu acıyla, ölüm benzeri bir duyguyla paramparça ettiğini hissetmişti."s.14-15. " Sadece anılarla yaşamak insanın doğasına aykırıydı; nasıl bitkiler ve bütün canlılar renklerinin solmaması ve çanak yapraklarının kuruyup dökülmemesi için toprağın besleyici gücüne ve gökyüzünden süzülüp gelen canlı ışığa ihtiyaç duyuyorsa, aynı şekilde sözde gizli düşlerin bile belli ölçüde tensel gıdaya, duygulu ve canlı bir desteğe ihtiyacı vardı. "s.28. " Derken aralarında sağlam bir konuşma başladı, sorular ve yanıtlar sağ ve sol elin piyano tuşlarında gezinmesi gibi tınladı, berrak bir biçimde iç içe geçti. Birikmiş olan boğucu hava ve tutukluk kadının varlığıyla ve ağzından çıkan ilk sözcükle birlikte dağılıvermişti. Kadın
(Çev: Regaip Minareci).Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.İstanbul.·Kitabı okudu
Doğrudan Alıntılarım
"Zamanın akışını kendi kişisel kaybı gibi algıladığı duygusuna kapılıyordu insan, sanki zaman akıp gitmemiş olsaydı,... bu göç yolculuğunu hala yaşıyor olacağını, anılarla dopdolu yüreğinin içinde hissediyordu."s.40. "Gülümsedi. Hüzün dolu sessiz bir tebessümdü bu, hani gerçek bir duygunun sonucu değilmiş, sanki onu bir çekmecenin içinde saklıyormuş da ancak zorunlu olduğu anlarda çıkarıyormuş ama sanki tebessümün az kullanılması yüzünden onu normal şekilde kullanmayı unutmuş da hiç benimsemeden kullanıyormuş gibiydi."s.42. "Hatırlarsan gözlerine hiç bakmadım. Aşık olmaktan korkmaya başlayan bir erkeğin sırrıdır o."s.73. "Ağustosböcekleri sanki avluda bir bıçkı fabrikası kurmuşlardı."s.80. "Biberiye çalısı, Eylül ayının o göz kamaştırıcı ışığı altında, sanki ağustosböceklerinin mahmurluğundan, yakınlarda bir evdeki kapıyı sökmeye çalışan adamların soluk soluğa kalmasından bunalmış gibi buram buram tütüyordu."s.81. "Gerçek gibi görünen tek şey, doğanın susuzluğu içinde isyan etmiş olan cırcırböceklerinin boğuk uğultusu ve o ıssız saatin tam orta yerinde cayır cayır yanmakta olan biberiyeyle sümbülteberlerin belli belirsiz ve hafifçecik ama yine de abartılı koku çıkarmasıydı."s.88. ️"Hayatın gösterisine katılırken takındığı o azap dolu kayıtsızlığı düşündüm... Hayat şartlarının içinde ne yapacağını bilmez bir halde, dertli ve yenik düşmüş olduğunu görüyordum. Sonra birdenbire, o sarı gözlerinin sert ve delip geçici yeni bir bakışı karşısında, onun tıpkı bir labirent gibi dolambaçlı yalnızlığındaki sırrın o gecenin gergin kalp atışları içinde apaçık gözlerimin önüne serildiğini anladım."s.88.
(Çev:İnci Kut).Can Sanat Yayınları.İstanbul.·Kitabı okudu
Doğrudan Alıntılarım
"Çelikten yapılma gürültülü bir kuğuyu andıran tramvay, caddeyi oluşturan kaldırım taşları üzerinde homurdanarak kayıyordu, hızının yarattığı rüzgar, ezik yaprakları savuruyordu. Karaağacın çıplak dalları sallanmakta, doğuya doğru itilmekteydi. Gizli Sos'un reklamlarını taşıyan posterin kenarı yırtılmıştı; bir kağıt şerit, minik bir bayrak gibi çıldırasıya sallanmaktaydı. Sağdaki yan sokakta da, kaldırımın sınırını oluşturan karakavak ağaçları, rüzgar çarptıkça başlarını eğiyorlardı. Berbat bir rüzgardı bu. Esintisinde, tehdit eden bir hava vardı; kış öfkesinin ilk gürlemesiydi bu."s.15. "Bütün kitapçı dükkanlarında yabanıl bir Darwinci mücadele vardır; yaşayanların yapıtları göz hizasına yerleşir, ölülerin yapıtlarıysa en üstlere ya da en atlara dizilir- altlar cehennem, üstler taht misali, ama ne olursa olsun, göze çarpacak bir konumda bulunmazlar. "s. 17. 'Hiçbir zengin, kendisini yoksul göstermeyi başaramaz; çünkü para, tıpkı cinayet gibi onu ele verir."s.101.
(Çev:Şemsa Yeğin).Can Sanat Yayınları.İstanbul.·Kitabı okudu