"İngilizlere özgü kusursuz dikilmiş bir takım elbisenin toplum içinde hiçbir biçimde göze batmayışı gibi benim varoluş biçimimde de dikkat çekici hiçbir şey yoktu ve en çok hoşuma giden yanı da buydu."s.6.
" Daha siz beni dışlamadan ben sizi dışladım, bugün öğleden sonra, benim de bir parçası olduğum o soğuk, kemikleşmiş dünyanızın dışına fırlattım kendimi, pistonların üstünde duygusuzca kayan ve kendi etrafında kibirle dönen o büyük mekanizmada sessizce çalışan bir çarktım ben de. Hiç bilmediğim bir uçurumun içine düştüm, yine de o bir saatin içinde sizin aranızda geçirdiğim kaskatı yıllardan çok daha canlı hissettim kendimi. Size ait değilim artık, içinizden biri değilim, ama yükseklerde ama diplerde dışınızda bir yerlerdeyim, fakat asla ve asla sizin burjuva refahınızın düz kumsallarında değilim artık. İlk kez iyiliğin ve kötülüğün insanın içinde yaratabileceği haz adına ne varsa hepsini hissettim, fakat benim nerelere vardığımı asla bilemeyeceksiniz, beni asla tanıyamayacaksınız: Ey siz insanlar, siz benim sırrımı nereden bileceksiniz."s.38.
"Bir ara on iki yaşlarında üstü başı dökülen bir oğlan yakınıma geldi, ışıkların yansısı bakışlarını aydınlatmıştı, hoplayan tahta atlara öylesine bir özlemle bakıyordu ki. Küçük ağzı susuzluktan yanarmış gibi açık duruyordu: Belli ki binecek parası yoktu ve diğerlerinin bağırışlarından ve kahkahalarından pay çıkartmaya çalışıyordu. Kendime ite kaka yol açarak ona yaklaştım ve 'Sen de bir tur binmek ister misin?' diye sordum. - fakat sesim niçin böyle titremiş ve tiz bir şekilde çatlamıştı? Bana baktı, korktu-Niçin? Niçin? - sonra kıpkırmızı oldu ve tek bir şey söylemeden kaçıp gitti. Yalınayak bir çocuk bile benden bir armağan kabul etmek istemiyordu. Öyle hissediyorum ki, bende onlara korkunç yabancı gelen bir şeyler vardı,