“Hayat, bu çetin ve karmaşık kudret, bütün heybetine rağmen, tesadüf denilen oyuncakların elinde ne âciz, ne önemsiz bir durumdadır…”s.1.
“Orada bir ağaca dayanarak kalbim sonsuz emellerin ateşleriyle coşkulu; duyularım, hislerimin ortaya çıkmasıyla sarhoş; bütün gözeneklerimle nefes alıyor, gençlik ve zenginlik ve bunların sağlayacağı aşk ve zevkin bütün dalgalarını her nefesimde sarhoşça içiyordum.”s.18.
“Yılan bir fikir, beynimi zehriyle ateşledi…”s.19.
“Pencereden uzak ufka ve beyaz köpüklü dalgaları görünen mavi denize başka bir âleme, başka bir hayata ait şeylermiş gibi acı ve hasretle bakıyordum.”s.50.
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. İstanbul.·Kitabı okudu
“Bir kalbi temelinden sarsmak için kader her zaman sillesini vurmaya, sertçe müdahale gücüne gerek duymaz; aksine, asıl sudan sebeplerden yıkım üretmek onun zapt edilemez yaratma hevesini kamçılar. Biz bu ilk hafif temasa kendi karanlık insan dilimizde vesile der ve onun ufacık boyutlarını genelde muazzam bir etki yaratan gücüyle karşılaştırıp şaşarız; ancak nasıl ki teşhis hastalık sürecinin çok küçük bir parçasıysa, gün yüzüne çıkan ve olay olarak nitelenebilecek kısmı da insan kaderinin çok küçük bir parçasıdır.Kader daima,dışarıdan ruha temas etmeden çok önce zihinde ve bedende hüküm sürmeye başlar.Kendini idrak etmek kendini savunmaktır; ve çoğu zaman boşunadır.”s.9.
“Düşünceleri körlemesine uçan yarasalar gibi birbirine giriyordu.”s.13.
️“Silah daima fiziksel olarak zayıf insanı kendinden daha emin kılar.”s.24.
“Ortamdaki hava bir an için, tıpkı şimşekle peşinden gelen gök gürültüsü arasındaki kısa molada olduğu gibi hareketsiz ve nefessiz kaldı.”s.27.
(Çev:Esen Tezel).Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.İstanbul.·Kitabı okudu
“Eylül, ağaçların saçlarına taktığı birkaç meyveyle ve altın sarısıyla bezenmiş akşam bulutlarıyla gelmişti.”s.34.
⏰“Saatlere söz geçmiyordu; sövgülerle, ricalarla,altınla kışkırtılamıyor, dairesel turlarını miskin miskin atıyorlardı.”s.12.
“Düşünceleri sivrisinek sürüsü gibi vızıldıyordu; o sadece duymak, bir insan sesi duymak, içinde boğulmak üzere olduğu yalnızlık denizinin önüne bu sesi bir set gibi çekmek istiyordu.”s.13.
“Zaten o subay o gün odasına gelip onu yaşatan her şeyi,içinde soluk alabildiği tek alan olan Paris’in havasını, kendine oyuncak ettiği iktidarı, gücünü borçlu olduğu hayranlığı ve zaferi elinden alındığında ölmüştü o.”s.30-31.
“Günler nasıl da uzundu.Saatler, sanki insanlar gibi temkinli adımlarla ilerliyordu ve madam onları hızlandıracak hiçbir yol bilmiyordu…İçinde her şey susmuş, yüreğinin anlamlı müziği, anahtarı kaybolmuş müzikli saat gibi ölmüştü.”s.9.
(Çev:Regaip Minareci).Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.İstanbul.·Kitabı okudu