Altı kardeştik, üç kız, üç oğlan. İki de ölmüş kardeşimiz varmış, ben onları bilmem. Bir gün kapıya birileri gelmiş, ne iş içinse, evin horantasını soruyorlardı. Sıra çocuklara gelince babam üç çocuk diyerek sadece oğlanların adını sayınca kapı komşumuz “Üç değil, altı çocuğun var senin Bekir efendi” diye babamı uyarmış, babam da şaşkın şaşkın: “Haa, kızlar da mı dahil?” diye bir şeyler gevelemişti.
Vasiyet... Tuhaf bir kelime.. Vasiyet... Vasiyet... Tekrarlandıkça ne kadar tuhaflaşıyor. İnsan belki de, bir bakıma, hiç ölmemiş olmak istiyor. Sağ kalanlar, ölenin ölmüş olduğunu biliyorlar, ama ya ölü? O ölmüş olduğunu biliyor mu?