Hayatla mücadele etmenin ne demek olduğunu anlatan tüm zorluklara rağmen bir birey olup hayata tutunmanın hikayesidir cehalet ve yoksulluğu yenmenin hikayesidir.
Ateş olup yanmadıkça ruh olgunluğa ermez demiş tüm herşey elindeki kağıtlarıda yazılı idi bir nehir kenarında suya bıraktı onları derviş ve sonra onları yeniden bulmasını olmasını pişmesini yanmasını aşk ateşinde istedi yola çıkandan
Kalp ne yöne giderse aşk o yöndedir. Kalp kimi severse aşk o dur. Yaşamın tüm zorluklarına rağmen aşkla geçen farklı kültürden olsa bile mutlu olmayı başaran ama sonra birbirini kaybeden ve bi zaman sonra buluşan ruhlar
KISA BİR HİKAYE !
Tolstoy’un "İnsan Ne İle Yaşar" adlı kitabında; Çiftçi Pahom’un hazin ve ibretlik öyküsü yer alır.
Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir yerde, cömert bir baronun karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için barona gidip talebini iletir. Gerçekten de Baron herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir. Pahom’a “Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar katettiğin bütün yerler senin. Fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.” der. “Yoksa bütün hakkını
kaybedersin!..”
Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçemez. Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış.
Koşar, koşar, ama kesilir takâti. Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar. Başladığı noktaya iyice yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz.
Baron olanları izlemektedir. Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur. Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahom’u bu mezara gömerler. Baron; Pahom’un mezarının başında durur şöyle der: “Bir insana işte bu kadar toprak yeter!”
Mütemadiyen biriktirmek istiyoruz. Yiyemeyeceğimiz kadar erzak,giyemeyeceğimiz kadar kıyafet, kullanamayacağımız kadar eşya, oturamayacağımız kadar ev…
Gözlerimiz midelerimizden, arzularımız ihtiyaçlarımızdan daha büyük…
Elinde olan ama fark etmediği nimetleri hoyratça harcayıp durur insan. Ve yaşlandıkça besler, gençleştirir arzularını. Biriktirdikçe hayata olan bağlarını artırır. Öyle bağlanır ki hayata, bir gün bu diyardan göçüp gideceği fikri zamanla yitip gider aklından…
Tüketmeye de çok meraklıdır insan. Biriktirdiği paranın, eşyanın, malın mülkün