Çünkü bir köşe de hayvanlar gibi, hırıltılar çıkararak ölüp gitmek istemiyordu burada;ölümünü kuşatacak gizemli, mistik bir şey tasarlıyordu. Eski çağlarda kraliçeler gibi kahramanca, destan yazarak ölmek istiyordu.Işıltılı bir hayat yaşamıştı,o halde ölümü de öyle olmalıydı.
“Eşyalarınıza alışamadım, yadırgadım onları. Salon-salamanjeyi, deniz gibi büyük ve kauçuk köpüklü yatağı olan karyolayı, aynı takımın yaldızlı gardrobunu ve gene aynı takımın şifonyerini ve gene aynı takımın tuvaletini sevemedim. Evinizde Türkçe bir şey kalmamıştı. Bana anlayış gösterecek yerde büfeyi gösterdin.”
Sesinde ne var biliyor musun?
Bir bahçenin ortası var
Mavi ipek kış çiçeği
Sigara içmek için Üst kata çıkıyorsun
Sesinde ne var biliyor musun?
Uykusuz Türkçe var
İşinden memnun değilsin
Bu şehri sevmiyorsun
Bir adam gazetesini katlar