Belki de şahsiyet dediğimiz şey bu, yani hafızanın ambarındaki maskelerin zenginliği ve tesadüfü, onların birbiriyle yaptığı terkiplerin bizi benimsemesidir.
Yapboz yaparken hep düşünüyorum; hayatımıza ne kadar da benziyor aslında. Parça parça inşa ediyoruz kocaman bir tabloyu. Bir parçası eksikken olmuyor. Bazen bir parça geliyor elimize tam da buluyor yerini. Oraya tam oturuyor olmasının hissi nasıl iyi geliyor insana. Ama bazen de bulduk sanıyoruz bir parçanın yerini. Rengi, şekli ne kadar da uyuyor. Birazcık oynuyor belki ama olsun, o da fabrika hatasıdır diyip geçiveriyoruz. Ama sonra yanına koyduğumuz hiçbir parça oturmamaya başlıyor. Bir yanlışlık olduğunu o zaman fark ediyoruz. Oysaki onun yeri çoktan hazır, onu bekliyormuş. Değiştirince yerini rahatlayıveriyor tablomuz. Çorap söküğü gibi geliyor, yerleşiyor artık parçalar birbiri ardına. Yeter ki her parçayı doğru yere koyalım. Hayatımızdaki insanlar da, ilgilendiklerimiz de, belki işimiz belki hobilerimiz de birer yapboz parçası. Herbirini yerli yerine yerleştirelim ki şaşmasın dengeler. 🙏
Pek çok insan, erkeği olmayan bir kadının aslında tam bir birey olmadığına inanıyordu. Gloria bunun saçma olduğunu düşünüyordu. "Erkeksiz bir kadın, bisikletsiz bir balık gibidir!" diye espri yapmıştı.