Fama

Farkediyorum ki insanın kurguladığı hayat hep yarım kalıyor. Yerli yerine oturmayan, iğreti duran çok şey var. Anlıyorum ki hayat hep beklenmedik şeylerdir. Kural böyle . . . Sen yürüyeceksin ve beklenmedik şeylere hazır olmanın çarelerini arayacaksın . İyi de . . . . Bir şey beklenmiyorsa ona hazırlıklı olmak nasıl olacak?
Sayfa 17
Hayata Dair
Reklam
Puan vermedi·328 syf.·
2025 70. kitabı
Bu kadar etkileyici bir romanı bitirdikten sonra hislerimi paylaşmadan duramadım. Hâlâ köyün havası üzerimde :) Ama okuması hiç de kolay değildi. Bazı yerlerde zorlandım ancak bir noktadan sonra o dünyanın içine girdim. Yağmurun sesi, çamurun kokusu, o köyün havası… Her şey o kadar canlıydı ki sanki ben de oradaydım. Dışarıdan duyduğumuzu sandığımız her şey aslında kendi içimizde değil mi? İşte bu, romanın en temel sorusu. Gerçekle hayal, Tanrı’yla Şeytan, kurtuluşla çöküş… Hepsi insanın zihninde buluşuyor. Krasznahorkai tam da bunu anlatıyor: insanın kendi yarattığı cehennemi ve o karanlığın içinde yavaş yavaş çürüyüşünü. Roman, Tanrı’nın terk ettiği bir köyde geçiyor. Yağmur hiç dinmiyor, yollar çamur içinde, köpekler uluyor. Ama doğa burada sadece bir fon değil; neredeyse yaşayan bir karakter gibi. Yağmur arınma isteğini, çamur çaresizliği anlatıyor. Köydeki insanlar hem bedenen hem ruhen batmış durumda. Umutsuz, yalanlarla yaşayan, alkolle oyalanan insanlar… İğrenç ama tanıdıklar, çünkü aslında biz gibiler. Birinin gelip onları kurtarmasını bekliyorlar. Ama gelen adam, kurtarıcı sandıkları kişi bir mesih değil, insanların umut ve açgözlülüğünü kullanarak onları yıkıma sürükleyen kurnaz biri. Kitap boyunca “kurtuluş” aslında bir şeytanla dans gibi, her adım biraz daha batışı getiriyor. Köy, aslında dünyanın kendisi gibi; inanç, yıkım, kandırılma, kurtuluş... hepsi iç içe. Ama bunları doğrudan söylemiyor; atmosferle, imgelerle hissettiriyor. Zaman sanki donmuş, geçmiş çökmüş, gelecek yok. Her şey aynı döngüde dönüp duruyor, tıpkı tango gibi, bir ileri bir geri... Bu döngü, insanın tarih boyunca aynı hataları tekrar tekrar yapışını hatırlatıyor. Karakterler de klasik anlamda karakter değil; kimse tamamen iyi ya da kötü değil. Her biri insanın iç dünyasından
Edebiyat
Şeytan TangosuLászló Krasznahorkai · Can Yayınları · 201398 okunma
"Mutlak sessizliğe doğru.”
“Daha fazla deneme yapmaktan vazgeçip, buradan ortaya çıkacak güçleri yeme içmeye, alkole ve sigaraya gitgide bırakıp, arzuları bitirilmesine ayırsam; her şeyin adını ve tarihini belirleyip durmanın aralıksız ıstırabı yerine susmayı yeğlesem, böylece birkaç ay ya da bir iki hafta sonunda artık mükemmel şekilde boktan püsürden uzak bir yaşama ulaşarak, ardımda ipuçları bırakmak yerine, zaten öyle de böyle de telaşla çağırıp duran mutlak sessizliğin içinde işaret bile vermeden çözülüversem...”
Sayfa 77
Edebiyat
Puan vermedi·472 syf.·
2025 69. kitabı
Peter Singer’ın etik üzerine fikirleri yıllardır tartışılıyor. Merakıma yenik düşüp okudum, bazı bölümlerde gerçekten rahatsız oldum. Bazı kitaplar rahatsız eder, tam da o rahatsızlık insanı düşündürür. İşte bu da onlardan biri. Singer, kuru teorilerle değil, hayatın içinden örneklerle ilerliyor. Hayvan hakları, yoksulluk, ötenazi, çevre… Hepsi bir noktada günlük hayatımızı sorgulatıyor. “Eğer bir varlık acı çekebiliyorsa, onun çıkarını göz ardı etmek ahlaken savunulamaz.” Bu cümleyi okurken durup düşünüyorsun. Tabağındaki et, deri çanta, laboratuvar deneyleri aklına geliyor. Her eylemin bir etkisi olduğunu fark ediyorsun. Kürtaj, ötenazi ve engellilik konularındaki fikirleri de çok sarsıcı. Ona göre etik olan, acıyı azaltmak ve bilinçli varlıkların çıkarını gözetmek. Ötenazi konusunda, bilinçli bireylerin kendi yaşamlarını sonlandırma hakkını savunuyor; bilincini yitirmiş, acı içinde yaşayan insanlar içinse istem dışı ötenaziyi merhametli bir seçenek olarak görüyor. “Yaşam kutsaldır” fikrine doğrudan meydan okuyor ve bu da onu hem cesur hem de tartışmalı kılıyor. “Zengin ve Yoksul” bölümündeki şu örnek ise çok çarpıcı: “Bir çocuk gölde boğulmak üzereyse ve onu kurtarmak sadece pantolonunu kirletecekse, kurtarmalısın. O hâlde, açlıktan ölen çocuklara yardım etmemekle aynı durumdayız.” Bu benzetme, konforlu hayatımıza sert bir ayna tutuyor. Gerçekten etik olmak sadece iyi niyet değil; eylem ve sorumluluk gerektiriyor. Singer’ın mantık temelli yaklaşımı bazen soğuk gelse de, beni rahatsız etse bile düşündürdü: Etik, vicdanla mı yoksa mantıkla mı yönlendirilmeli? Ben yine de etik kararların tamamen mantığa bırakılamayacağını düşünüyorum. Fikirleri ne kadar tartışmalı olursa olsun, dünyaya farklı bir gözle bakmak isteyen herkesin mutlaka okuması gereken bir kitap. Keyifli
Felsefe-Düşünce
Pratik EtikPeter Singer · İthaki Yayınları · 201590 okunma