Sırça Köşk, Sabahattin Ali'den okuduğum yedinci kitap oldu. Şiirleriyle fazla yakınlık kuramamışsak da yazarın kalemini sevdiğimi dile getirmeme gerek yok sanıyorum...
Kitap 13 hikâye ve 4 masaldan oluşuyor. Sabahattin Ali'nin masal türünde eserleri olduğunu da bu kitapla öğrenmiş oldum. Dili sade, gündelik diyaloglara yer verilmiş. Yazar, o kendine has üslubu ile yine toplumsal sorunları ele almış. Her öyküde belli insanlara, topluma, dönemin yaygın problemlerine eleştiri yapılmış; net bir şekilde ayna tutulmuş fakirliğe, acıya, kedere, paragözlüğe, doymak bilmeyenlere ve biraz olsun karnını doyurmak isteyenlere. Yazarın konu edindiği sorunlara hâlâ sahip olmamız üzücü. Öyle ki, yazılanlar sanki daha dün yazılmış, aslında bugünümüze bir eleştiriymiş gibi hissettim okurken. Sabahattin Ali'yi unutulmayan yapan belki de bu özellikleridir...
Öyküler arasında en beğendiğim Bahtiyar Köpek oldu.
''Niçin hep acı şeyler yazayım? Dostlar, yufka yürekli dostlar bundan hoşlanmıyorlar. 'Hep kötü, sakat şeyleri mi göreceksin?' diyorlar. 'Hep açlıktan, çıplaklardan, dertlilerden mi bahsedeceksin? Geceleri gazete satıp izmarit toplayan serseri çocuklardan; bir karış toprak, bir bakraç su için birbirlerini öldürenlerden; cezaevlerinde ruhları kemirile kemirile eriyip gidenlerden; doktor bulamayanlardan; hakkını alamayanlardan başka yazacak şeyler, iyi güzel şeyler kalmadı mı? Niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli? Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu?'
Hiç olmaz olur mu? Arayıp, bulup görmek lazım. Bunun için de kenarı köşeyi araştırmak istemez. Her şey apaçık ortada, göz önünde. Sade güler yüzlü, bahtiyar insanlar değil, bahtiyar köpekler bile var. Ben de karar verdim, bu sefer açlıktan, ızdıraptan, nefretten değil... rahattan, tokluktan,