O gece bir ara babamı gördüm odada; beyaz önlük vardı onun da üstünde, olduğundan daha uzun görünüyordu. "Baba" dedim, "ölmemişsin, ölmemişsin işte." "Bilemezsin ki bunu" dedi, "daha çok küçüksün aklın ermez ki." "Ama" dedim, "seni gördüğüme göre demek ki ölmemişsin." "Beni sen görüyorsun, ben kendimi görmüyorum, belki de sana göre ölmedim, kendime göre öldüm" dedi. Uyumuşum.
Bir mahallede yaşayan mutsuz insanların hikayelerini anlatıyor Tarık Tufan. Birbirinden bağımsız gibi görünen bu öyküler bir araya geliyor ve o semti oluşturuyor. Öyküler çaresizlik ve sıkışmışlıkla boğuşan insanların hüznünü içinize ince ince işliyor. Karakterler bir öyküde yan rol iken iki öykü sonra baş rol olabiliyor. Her insan da bir öykü aslında, okumalı daha iyi anlayabilmek için.
Aşık olduğu kadın ölünce, aramızda olduğu halde gerçekte ölmüş olan erkekler vardır; kalbi atar, nefes alır, siz onları hayatta, bir biçimde yaşıyor sanırsınız ama kadın giderken erkeğinin en hayat dolu yanını da alıp gittiğinden birlikte ölmüşlerdir. Aynı tabuta, aynı mezara sığamadıklarından biri toprakta diğeri aramızda kalmıştır.