"insan ölüyorsa acıdan ölür bir gün
kendine bir daha uğrayamadığından,
koyduğu yerde durmayışındandır hayatın
hatanın dönüşsüz olduğundandır."
Birhan Keskin
"İyi misin?" diye sorunca, yanıma gelenin genç bir kadın olduğunu anladım. Sakallıydım ve genç kadınlar yüzüme dokunmuyordu. Kadın, ilk dokunduğunda çok acıyan yerlere, bir kere daha dokunduğunda artık acımıyordu. Acıtmayacak şekilde dokunuyordu ikinci seferinde. Fark ediyordu, hissediyordu, anlıyordu, artık her nasılsa acıyı görebiliyordu yüzümde. Bir yaraya nasıl dokunulacağını bilen kadınlar hiç acıtmazlar. Bir de acıtmak için dokunanlar vardır. Onlar başka.
İstanbul senin gözlerinden akmış gibi kapkara; sen şehir oluyorsun birdenbire, karanlık bir İstanbul, içinde kayboluyorum, bulursam kendimi vuracağım, ama karanlık, bulursam kendimi vuracağım, bir Ahmet Kaya şarkısını boşaltacağım beynime, kalbimi bir cami avlusuna terk edeceğim, ama kapkaranlık, pencereden bakıyorum ve gece yarısı bir radyo istasyonundan taşan delilik gibi bırakıyorum kendimi şehre senin karanlığına.
Senin gözlerini siler gibi dokunuyorum gökyüzüne.
"Beni onlara verme."