Ben bir kuyu olmuştum. Kimisi bakıp geçiyordu, kimisi konuşuyordu suyun üzerindeki suretini göre göre. Kimisi kuyunun içine düşmüştü de benimle çıkmaya uğraşıyordu. Ben ne düşmüştüm, ne vardım, ne de akıbetim belliydi. Ben oraya hallice doğmuş bana anlatılması gerekenleri dinlemekle yükümlüydüm.
"Kara taş üzerinde yürüyen kara karıncanın fark edilemediği bir karanlığın koynunda, uyuyanla uyumayan arasındaki farkta aşikâr olan ne? Yitiren değil bulduran bir uykusuzluğun yakazasında neler var?"
"Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun!
Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın. Ortada dursun. Olur ya biri eline alır okşar, biri alnından öper. Az unutursun."