Yatağımın karşısında bir pencere var. Odanın duvarları bomboş. Nasıl yaşadım onca yıl bu evde? Bir gün duvara resim asmak gelmedi mi içimden? Ben ne yaptım? Kimse de uyarmadı beni..sonunda anlamsız biri oldum.Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.
Kendi dünyalarımızın içerisine sıkışmışız. “uyuşup kaldığımız izbe”den ayrılamıyoruz. Çünkü gerçek manâda, hakkıyla, layıkıyla “yaşamak”ı bilmiyoruz. Bilsek de, uygulama imkanı vermiyor şu hayat.
“Bilmem ki kuşlar, bu hengamenin neresine uçar“
Biz de bilmiyoruz.
Bu yıldızın kaybolduğu anlamına mı gelirdi?
Belki de asıl mesele buydu. Güneş doğunca yıldızlar görünmüyordu ama kayıpta olmuyorlardı. Gözümüzdeki görme melekesini değiştirebilirsek, belki yıldızları gündüz de görebilirdik. Mesele yalancı aydınlıklardan kurtulmaktaydı; yani şüphelerden.