Ama bir şey bulabilme umudunun dayandığı şey, tam bulunduğunuz yerde, kararlaştırılan yerde durmaktır. Bu da yalnızca ne kadar dayanabildiğinize bağlıdır.
Evlilik, başka şeylerin yanında, bir inanç sistemidir, bir öyküdür de, ve kendini son derece gerçek şeylerde göstermesine rağmen, yürümesini sağlayan şey eninde sonunda gizemlidir. Sonunda gerçek olan şuydu: artık var olmayan şeylerin coğrafi mekânı haline gelmiş ve zannımca, bunların bir gün geri gelebileceği umudunu temsil eden evin kaybı. Evden ayrılmak, bir anlamda, beklemekten vazgeçtiğimizi, artık her zamanki numarada, her zamanki adreste bulunmadığımızı ilan etmek demekti.
Pencereden dışarı bakıyorum.
İçimde ateşler yakıyorum.
Yaptığım her yemek o ateşte pişiyor.
Doğurduğum her çocuk o ateşte eriyor.
Sevdiğim her erkek o ateşte ölüyor.
Bir bardak su içsem... söner mi?
İsteklerimi nehre gömsem... cinayetler biter mi?
Her şey senin yüzünden, diyor babam.
O kupkuru bir adam.
İçinde ne ateş var, ne su.
O da biliyor, benimse içimde hem ateş var hem su.
"Ne telaş ama," diye konuşuyorduk. "Hayatın keşmekeşi sanki ruhuna soluklanacak bir arayı çok görmüş, değil mi? '' Ey latif görüntüsü aşkın, neye döndü suretinin hali?" Nitekim Goethe'nin Madam de Stein'dan, söz ederken yazdıkları aklımıza gelmişti: "Dünyayı bu ruha yansıyan suretiyle görmek güzel olacaktı," diyordu Goethe. Sonra hemen oracıkta kafadan bir hiyerarşi kuruvermiş, temaşa melekesini en tepeye yerleştirmiştik.