Bir toplumun içinde bulunduğu zamanı anlaması ve geleceğe ilişkin tasarılarda bulunması, öncelikle geçmişini bilmesi ve tanımasıyla mümkündür. Zira hâl ve gelecek, maziden ve mazideki tecrübelerden bağımsız olmamakla beraber önemli ölçüde bu tecrübeler üzerinden teşekkül etmektedir. Bu durumu din eğitimi gibi toplumun geçmişiyle şekillenmiş ve bu geçmişten beslenerek tekâmüle doğru yol almaya çalışan bir alan için de dile getirmek ve geçerli kılmak mümkündür. Nitekim din eğitiminin bugününü bilmek ve yarını hakkında planlamalar yapmak, esasında dününü bilmek ve tanımakla mümkündür.
Şiirle musiki bir elmanın iki yarısı. Musiki daha müphem, daha dalgalı. Şiir daha aydınlık, daha düşünce. Musiki saf, şiir karışık; mananın ahenkle izdivacı. Şiir de mukaddesin emrindedir, musiki gibi. Ve ondan uzaklaştıkça ciddiyetini kaybeder. Bir oyun olur. Oyunların en güzeli, en muhteşemi. Ama oyun.
Başkaları ne yaparlarsa yapsınlar, ne söylerlerse söylesinler, ben kendi adıma iyi bir insan olmalıyım. Tıpkı zümrüt ya da altın, erguvan kendi kendine durmadan şöyle diyormuş gibi: "Başkaları ne yaparlarsa yapsınlar, ne söylerlerse söylesinler, kendi adıma ben zümrüt olarak kalacağım, rengimi koruyacağım."