Günümüzde küçük insanlar efendi oldu: hepsi de boyun eğmeyi ve alçakgönüllülüğü ve kurnazlığı ve çalışkanlığı ve gözetmeyi ve bunlar gibi bir sürü küçük erdemi vaaz ediyorlar.
Dikkat ederseniz en iyi işçiler nasıl iş gördüklerini anlatmaktan aciz kimselerdir. Buna karşılık, yaptıklarını çok iyi anlatan kimselerin elinden iyi iş çıktığı pek görülmez. Her iş üzerinde bol ve güzel konuşmasını çok iyi bilen birini tanırım ki, kendisine senede yüz binlerce frank gelir getiren bir serveti acınacak bir şekilde elinden kaçırdı.
Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar.
"İnsanlar için sonsuzluğun önünde eğilebilmekten daha gerekli bir duygu yoktur."
Kaderinin yükü altında dizleri bükülmüş bir halde ellerini inançla yukarı kaldırır ve hayatın kutsal yüceliğine şahadet eder. Kaderinin kölesi olan Dostoyevski idrak ve tevazu sayesinde bütün acıların en büyük galibi, Eski Ahit’ten bu yana değerleri altüst eden ustaların en heybetlisi olmuştur. Sırf kaderinin zorbalıkları sonucu kendisi de güçlenmiş ve varoluşunun örsüne inen çekiç darbeleri, içindeki gücü sadece şekillendirmiştir. Bedeni ne kadar derine düştüyse inancı o kadar yükselmiş, insan olarak ne kadar acı çektiyse o evrensel acının anlamını ve gerekliliğini daha bir mutlulukla idrak etmiştir. Nietzsche'nin hayatın en verimli kanunu dediği AMOR FATİ, kendi kaderine duyduğu sadık sevgi, ona bu düşmanlığı sadece bir bolluk, başına geleni kurtuluş olarak hissettirmiştir. Balaam gibi bu seçilmiş insanda da her lanet bir kutsamaya, zincirlerle, kendisini suçsuz yere ölüme mahkûm eden içinde, kendisine vuran eli tekrar tekrar öper, Lazarus gibi henüz solgun bir halde tabutundan kalkarken, hayatı güzelliğine şahadet etmeye her zaman hazırdır ve net günkü ölümlerinden, kramplarından, sara nöbetlerinden kurtulur kurtulmaz, ağzı hâlâ köpükler içinde, ona bu imtihanı gönderen Tanrı'ya şükreder. Bütün acılar onun açık ruhunda acıya duyulan yeni bir sevgiye, yeni şehitlik taçlarına karşı kanmak bilmeyen yakıcı bir susuzluğa dönüşür. Kader ona sert bir darbe indirdiğinde, kanlar içinde yere yıkılırken yeni darbeler için adeta yalvarır. Kendisine isabet eden her yıldırımı yakalar ve onu yakması gereken şeyi ruhsal ateşe ve yaratici esrimeye dönüştürür.
Deneyimlerini dönüştürme konusundaki böylesi bir şeytani güç karşısında kader kudretini tümüyle yitirir. Ceza ve imtihan gibi görünen şey bu bilge
Deniz kıyısında oynuyorlardı,-sonra dalga geldi ve oyuncaklarını ellerinden alıp derinlere çekti: şimdi ağlıyorlar.
Oysa aynı dalga yeni oyuncaklar getirecek onlara ve rengarenk yeni deniz kabukları yığacak önlerine!
Böyle teselli bulacaklar; siz de dostlarım, onlar gibi, bulacaksınız kendi tesellinizi- ve rengarenk yeni deniz kabuklarını!