Kimse bir diğer kişiyi sevmedikçe onun varlığının farkında olamaz. Onu sevdiğinde içindeki, henüz harekete geçmemiş ve geçecek olan potansiyeli görür. Dahası sevgiyle, seven kişi sevilenin de bu potansiyelleri harekete geçirmesine sebep olur.”
Oysa insan mütevazi, ağırbaşlı, sakin bir hayat arkadaşının yanında ne kadar rahat uyur. Akşam yatarken, sabah uyanırken aynı sevimli bakışı bulacağından emindir. Yirmi otuz yıl sonra insan, kendi sıcak bakışına cevap veren uysal, sıcak, sevgi dolu bir bakış görür, ölünceye kadar da hayat böyle geçer. Her kadınla erkeğinde gizli amacı da bu değil midir? Dostluğunda değişmez bir huzur, akışı bozulmayan bir ruh bulmak. Aşkın temeli budur ve bundan uzaklaştık mı ızdırap başlar. Demek ki benim idealim, bütün insanların idealidir. Kadınla erkek arasındaki ilişkilerin en yüksek şekli de bu olsa gerektir.
Onun, güvenin delik deşik ettiği bir yüzü var sadece! Zaten bu yüzü de uzun zamandır, güvelere vasiyet etmişti. Bedeni üzerinde bir elbise var. Fakat ne bedeni ne de elbisesi onun mülkü. Borç aldığı yere ait onlar. Onun sadece kendini tanıma özlemleri var. Özlemlerini de kendisinden başka kime vasiyet edebilir ki?