Günümüz toplumu artık Foucault'nun kliniklerden, tımarhanelerden, hapishanelerden, kışlalardan ve fabrikalardan oluşan disiplin toplumu değil. Bunların yerini fitness salonları, ofis kuleleri, bankalar, havaalanları, alışveriş merkezleri ve gen laboratuvarlarından oluşan bambaşka bir toplum aldı. 21. yüzyıl toplumu artık bir disiplin toplumu değil, performans toplumudur. Sakinleri de artık 'itaat özneleri' değil, performans özneleri olarak adlandırılıyor. Bu özneler kendi kendilerinin girişimcileridir. Normalin mekânını anormalin mekânından ayıran disiplin kurumlarının ördüğü duvarlar, geldiğimiz noktada eskimiş görünüyor. Foucault'nun iktidar analitiği, disiplin toplumunun performans toplumuna dönüşmesiyle birlikte gerçekleşen psikolojik ve topolojik değişimleri betimleyemez. Sıkça kullanılan 'kontrol toplumu' kavramı da bu dönüşümün hakkını veremiyor. Hâlâ fazlasıyla negatiflik içeriyor.
İnsana yaratıcı güç olan ateşi hediye eden, düzene başkaldıran Prometheus, yüzyıllar boyunca inancın simgesi haline gelmiş. Prometheus gibi sürekli tekrarlanan bir cezaya çarptırılan Sisypos ise bu anlamsız ve umutsuz durumu bir gün bile şikâyet etmeden sürdürmesiyle, şaşırtıcı bir biçimde umudun simgesi olmuş.
“Aşk nedir? Bana kalırsa, güzel bir nesnenin niteliklerinin bizim üzerimizdeki etkisinden başka bir şey olarak görülemez; bu etkiler bizim başımızı döndürür; bizi yakıp kavurur; eğer bu nesneye sahip olursak memnun oluruz; sahip olmamız mümkün değilse ümitsizliğe kapılırız.
Peki, bu duygunun temeli nedir?... Arzu. Bu duygunun devamı nedir?... Delilik.
İnsan yalnız ve yalnız topluma egemen olabilir ve ekonomik çarkı, insan mutluluğunun amaçlarının hizmetine sunarsa ve yalnız ve yalnız, toplumsal sürece etkin bir şekilde katılırsa, şimdi onu mutsuzluğa sürükleyen şeyi - yalnızlığını ve güçsüzlük duygusunu - yenebilir. Günümüzde insana en çok acı veren yoksulluk değil, büyük bir çarkın küçük bir dişlisi, bir robot haline gelmiş olmak ve yaşamının boş ve anlamsız olmasıdır.