Söylediklerinin ne anlama geldiğini anlamıştım.Bunun ara yolu yoktu.Büyük bir savaş başlıyor gibiydi.Kazanmak istiyorsam, sahip olduğum her şeyi ortaya koyacaktım. Büyük bir bedel ödeyecektim, belki de acı bir bedel olacaktı bu. Korkutucu olabilirdi ama sonunda zafere ulaşacaktım.
Mükemmeliyetçilik kuralı, kişinin kendi gerçeğinin hiçbir değerinin olmadığını, kendi düşünüş ve değerlendirişinin önemsiz olduğunu ifade eder.
Bu kuralların geçerli olduğu sağlıksız aile ortamında yetişen çocukların yaşamla ilgili en temel duyguları mutsuzluktur.Kendilerini değersiz bularlar; değersiz buldukları özlerinden utanç duyarlar; ileride değişebileceklerine inanmazlar ve bu nedenle umutsuzdurlar.
Halbuki...
Fahri?... O.. imkân yok.. bazen bir günlük nafakasını bulamayan bu zavallı
çocuktan, Behiç’in yapabileceği fedakârlıktan yarısı bile istenemez, beklene-
mezdi. Mebrure, birdenbire Fahri’nin gözlerini hatırladı. Hiç sönmeyen bir
pırıltı ile, sıcak, işleyici ve derin bakan bu gözlerde samimiyetin bütün izleri
vardı. Tertemiz, saf bir ruh, bu gözlerde kendisine bakılmasına müsaade
ediyordu. Fakat, neye, neye yarar? Yaşamak lâzım, iyi yaşamak lâzım, rahat
yaşamak lâzım... Mebrure için bu köşkteki refahı, vasıta bolluğunu bırakmak da
güçtü. Artık hicretlerin, parasızlıkların, hastalıkların adi ve çirkin
üzüntüleriyle titremeğe razı değildi. İzdivaçta aradığı sükûnun birinci şartı da
bu refahtan başka ne idi?