Nasrettin

Dünyanın bütün yöneticileri, tüm din ve imparatorluk kurucuları, tüm inançların misyonerleri, yüksek mevki sahibi devlet adamları ve görevini daha mütevazı bir alanda sürdüren küçük kolektif yapıların liderleri, kitlelerin ruhundan iç güdüsel ve sıklıkla güvenilir bilgiler edinen gayriihtiyari, psikologlar olagelmişlerdir; son derece kolay bir yoldan lider ve yönetici pozisyonlarına gelmelerini buna borçlu olduklarını bilirler.
Sayfa 21 - Say yayınları·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Elbisesini Yakan Sahabi
Amr b. Şuayb (rahmetullahi aleyh) babasından, o da dedesinden rivayetle şunu anlatmıştır: Bir defasında Hz. Peygamber'le beraber, (Mekke ile Medine arasında bulunan) Ezâhir geçidi denilen yere kadar gitmiştim. Üzerimde ince, narin, kırmızı bir elbise vardı. Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bana baktı ve, “Bu elbise de neyin nesidir?” dedi. Bu sözünden, Allah Resûlü'nün elbisemden hoşlanmadığını anlamıştım. Evime döndüğümde eşim tandırı yakmıştı. Hemen elbiseyi çıkarıp tandıra attım. Sonra tekrar Resül-i Ekrem'in yanına gittim. “O elbiseyi ne yaptın?” diye sordu. “Tandıra attım” dedim. “Onu çoluk çocuklarını verebilirdin” buyurdu.
Sayfa 388 - Semerkand yayınları·Kitabı okuyor
Trajik üçlünün üçüncü unsuru ölümdür ancak bu, hayatla da ilgilidir çünkü hayatı oluşturan her an ölümü de kapsar ve hiçbir an tekrar etmeyecektir. Yine de bu geçicilik, hayatımızdaki her anın değerini bilmemizi sağlamaz mı? Elbette öyledir ve benim ilkem şudur: Halihazırda ikinci kez yaşıyormuşsunuz ve ilk seferinde şimdi olduğu gibi yanlış hareket etmek üzereymişsiniz gibi yaşayın!
Sayfa 151 - Okuyan us yayınları·Kitabı okudu
İyimserliğin tavsiye veya emirle benimsenebilecek bir şey olmadığını unutmayalım. İnsan kendini bile, ne her türlü tersliğin ne de her türlü umudun karşısında ayrım gözetmeksizin iyimser olmaya zorlayamaz. Amerikan kültürü, Avrupalıların gözünde sürekli olarak “mutlu” olmayı emrediyormuş gibi görünür ancak mutluluğun peşinde koşulamaz, o kendiliğinden ortaya çıkmalıdır. İnsanın “mutlu” olmak için nedeni olmalıdır ancak neden bulunduğunda insan otomatik olarak mutlu olur. Gördüğümüz gibi insan mutluluk peşinde değil, daha ziyade verili bir durumun barındırdığı potansiyeli gerçekleştirerek mutlu olacak bir nedenin peşindedir.
Sayfa 140 - Okuyan us yayınları·Kitabı okudu
Elbette insan varlığı sonlu ve özgürlüğü de kısıtlıdır. Önemli olan ise koşullardan özgürleşme değil, koşullara karşı bir duruş alabilmektir. Bir zamanlar söylediğim gibi: “Hem psikiyatri hem nöroloji profesörü olarak insanın biyolojik, psikolojik ve sosyolojik koşullara ne kadar teşne olduğunu biliyorum ancak iki alanda profesör olmanın yanı sıra dört toplama kampından sağ çıktım ve insanın akla gelebilecek en korkunç koşullara karşı cesaretinin ve dayanma gücünün ne kadar beklenmedik güçte olabileceğine de tanıklık ettim.
Sayfa 134 - Okuyan us yayınları·Kitabı okudu