Hep öyleydi, değişen hiçbir şey yoktu. Bir an bir umut ışığı beliriyor; arkasından, köpüren bir deniz halinde umutsuzluk geliyordu. Ve hep sancı ve acı...
Çünkü ben ne geçmişte ne de gelecekte yaşıyorum. Benim yalnızca şimdim var ve beni sadece o ilgilendirir. Her zaman şimdide yaşamayı başarabilirsen mutlu bir insan olursun.
Çevremizde gördüğümüz ve gördükçe böyle bir çevrede yaşadığımız için kendimizden utanma durumuna geldiğimiz, ihanetin, taciz ve tecavüzün, menfaat ve gösteriş ilişkilerinin boy gezdiği şu günlerde günümüz toplumunun her geçen gün daha fazla girdiği bataklıkta, gerçekten güvenebileceğimiz inanabileceğimiz sağlıklı düşünebilen kimselerin kalmadığı kanısına her geçen gün kendimizi daha fazla inandırmaktayız. Bu insanların özüne yetiştirilme şekillerine indiğimizde birçoğunun sevgisiz büyüdüklerini ve sevgisiz bir nesil yetiştirdiklerini, iyi bir eğitim almadıklarını, kitap ve gazeteden bihaber büyüdüklerini, popülarizm etkisinde yaşadıklarını, içlerinde bulundukları bu aciz durumu dışarıya gösteriş yaparak daha kötüsü psikolojik yada fiziksel şiddet eğiliminde bulunarak gerçekleştirdiklerini görmekteyiz.
Bu şekilde "yetişen" insanlar kolayca kandırılan, küçük hesapçı, iki üç ucuz söylemle çok rahat biçimde kullanılan, sağa sola saldırmaktan başka bir yetisi olmayan, araştırmaktan ve sorgulamaktan yoksun, kendi inandıklarının mutlak doğru olduğuna inanan kısacası cehaletin ete kemiğe bürünen hali olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Hal böyle olunca kendi acizliklerini ve düşünsel muhtaçlıklarını sorgulamaz, sağa sola saldırmakla yetinirler.
Peki bize düşen görev ne?
Böyle bir yapılanmada biz ne yapabiliriz?
Bataklıkta gül yetişir mi?
Bizlere düşen önemli görevlerden birisi eğitim olmakla birlikte, kendimizi maddi boyuttan soyutlayıp manevi boyuta odaklanmamız, doğru bir nesil yetiştirmek için ilk önce doğru bir ilişki kurmamız gerektiğinin farkına varıp hayatımıza doğru insanları alarak, gösteriş ve cinsel arzuları 2. plana atıp, bir ilişki de odaklanılması gereken şeyin düşünsel yapı olduğunun bilincine varmamız, herkesin gittiği yoldan değil de kendi çizdiğimiz yolda
Bunlar son satırlar...
Farzet ki, bir rüzgârdım, esip geçtim hayatından
Ya da bir yağmur sel oldum sokağında
sonra toprak çekti suyu...
Kaybolup gittim
Belki de bir rüya idim senin için.
Uyandın ve ben bittim...
Beni güzel hatırla!
Çünkü; sevdim seni ben, herşeyini...
Sana sırdaş oldum, dost oldum,
koynumda ağladın.
Yüzüne vurmadım hiçbir eksikliğini,
beni üzdün, kınamadım.
Alışıktım vefasızlığa, el oldun aldırmadım...Beni güzel hatırla!
Sayfalarca mektup bıraktım sana.
Şiirler yazdım her gece, çoğunu okutmadım.
Sakladım günahını, sevabını içimde
sessizce gittim...
Senden öncekiler gibi sen de anlamadın beni
Sana unutulmaz geceler bıraktım
sana en yorgun sabahlar...
Gülüşümü, gözlerimi, sonra sesimi bıraktım.
En güzel şiirleri okudum gözlerine baka baka,
söylenmemiş 'Merhaba'lar sakladım
her köşeye
vedalar bıraktım duraklarda.
Ne ararsan bir sevdanın içinde
fazlasıyla bıraktım ardında.
Beni güzel hatırla!
Dizlerimde uyuduğunu düşün,
Birini seviyorsan, o sevgiyi her gün göstermek gerekir. Eşinize çiçek vermek için neden yılın belirli bir gününü bekleyesiniz ki?
Sevgiyle ilgili nedensiz bir şey yapmak güzeldir.Sadece istediğiniz için.
O kişiyi önemsediğiniz için...