Bahçıvan ve Ölüm
“Bir hikaye yaşanmış ve kişisel olsa bile bir kez dilden geçince, kelimelere bürününce artık bize ait olmaktan çıkar,o artık gerçeklik kadar kurmacanın da düzenine aittir.”
Bu edebiyatın en önemli gerçeği bence. Bir gün kitap yazarsam ben de böyle yazacağım başına.
Küçük bir kaza geçirip evde oturmaya mahkum olunca bir türlü ilerletemediğim kitabı bitirdim.Kapağına roman yazmak ne kadar doğru acaba? Bu eser, romandan çok bir mezar kitabesi bence.Daha da doğrusu bir yas günlüğü.
Bu yüzden bir kara tren gibi gibi ağır ağır dumanını savura savura içimden geçti benim.
Samimi, doğal anlatımı eserin en tatlı tarafı bence. Babalar üzerine incelikli tespitleri, kültürel benzerliklerimizi farkettiğim Bulgar toplumunun kişisel bir geçmiş üzerinden okumamıza imkan veren yoksul ve sıkıntılı tarihleri gibi bir çok ayrıntı da okuma zevkini arttıran taraflarından.
Ve şüphesiz kitabı akıllara kazıtan giriş cümlesi.
“ Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.”
Bu ifade Voltaire’in ünlü eseri Candide’in sonunda geçen meşhur cümleyi hatırlatıyor. Zaten kitapta da bahsi geçiyor.
“Il faut cultiver notre jardin.”
“Bahçemizi yetiştirmeliyiz / kendi bahçemizi ekip biçmeliyiz.”
Bu söz mecazi anlamda elbette.insanın dünyayı tamamen düzeltmeye çalışmadan önce kendi hayatını, emeğini, iç dünyasını ve sorumluluklarını geliştirmesi gerektiğini anlatıyor. Ama bunun bir nevi somutlaşmış hali yazarın babası.Hayatını bahçe ve bitkilerle dolduran çileli ama mücadeleci bir adamın hüzünlü hikayesi.