YÜREĞİMİN SİRETİ
Yersiz acılar ve gülüşlerle bezelenmiş
Titrek ve ürkek hislere karşı verdiğim sükut dolu yanıtlarımla yorulmuş
Bedenim;
Meyus bedbahtsızlarla kaynayan Korkak ve berrak yalanlarla dolup taşan İstanbul'du.
Kabusu ıssız sokaklara hemsaye bir aşka kurban gitmek olan
Havası daima yağmura meyili olan
Yüreğim;
Yarık göklere bakan yanık gözlerle sözleşmiş
Muzip ve munis anılarla perişan olmuş Beyoğlu Meyhanesi'ydi.
Tekebbürlükle huzursuzca cahilce bir şekil bulan
Bir başına kapısı olmayan labirentte kayıp fikriyatımı arayan
Aklım;
Sararmış kağıtları çeviren yorgunluğunu ve emektarlığını titremesiyle gösteren elleri birleştiren
Fahiş ve fasih umutlarla ciğerlerde öksürüğe sebebiyet veren Üsküdar Kıraathanesi'ydi.
Yüreğim ve aklımla İstanbul'dum.
Ben İstanbul'dum.
Karmaşık ve kendini bilmeyen
Sokaklarında dilenciler ve evsizlerle dolu olan...
Bir yokuşu denize inen
Bir yokuşu çıkmaza varan Ben istanbul'dum işte Sende öylesin en kırık hayallerimin sahibi sevdiceğim.
Merhametsiz dalgaların kıyıyı şefkatle öptüğü Ortaköy, sensin mesela.
Bir tarafta yaşamı ve ölümü farkında olmadan canını dişine takıp trafiği aşmak isteyen sabi beşerlerin yolu köprün var
Bir tarafta yaşam ve ölümü anlamaya adanmış hayatları olan
Tanrı yolcularının durağı camin var
Hatta sahilin kenarında oltasıyla umut tutmak isteyen bir beyefendi,
Kaldırımın ucunda iki çocuğunu bu kalabalığın soğuk hissizliğinden sıyırmak isteyen bir anne,
Karşıdaki bankta yüreklerini ellerinde yaralar ve kanlarla tutan iki aşık, Trafik lambasının altında oturan aklının ve hislerinin meşalesi flütü olan kız çocuğu,
Son seferini yapmış vapurdan en son inen fikriyatının tercümanı yürüyüşü olan genç adam...