Deri Değiştirmek
… Sağlıklı öfkenin adını koyamadığın yerde, sınırlarını da tam kuramıyorsun. Sınırı olmayan insan, mesafeyi ancak yeterince uzaklaştığında fark ediyor. Yakında belli olmayan her şey, uzaktan bakınca uçuruma dönüşüyor zaten. O uçurumu aşmak için her yolu deneyen insan, karşıda kalanın neden orada olduğunu çok iyi biliyor. Bildiği için de kızamıyor. Hatta utanıyor ve usanıyor uçurumu aşmış olmaktan ve aşmak zorunda kalmaktan.
Ne kadar talihsiz ki başka gözler de bizim geçemediğimiz uçurumlardan bakıyor bize. Belki de yetişkinlik tam burada; istemesek bile kendiliğinden geliyor. Çünkü yetişkinlik bir kıyafet gibi; çıkarıp kenara koyabileceğimiz bir şey değil. Zamanla kalınlaşan, zamanla değişen ve zamanla bizden ayrılmayan bir deri gibi. Acıyı, soğuğu, rüzgârı, ateşi… istemsizce anlıyor.
Zaten başkalarını fazlaca anlamak, anlaşılmamaktan yorulduğumuz için değil mi? Anlaşılmak için verdiğimiz en son savaş değil mi anlamak? 
Yetmek
Yetişkin olmak, doğru ya da yanlış olduğundan bağımsız, karar alabilme becerisine sahip olmaktır. Ancak yine de tek başına karar alabilme yetisi tamamlanmış bir yetişkinlik değildir; o kararın sorumluluğunun arkasında durabilmek ya da altında ezilmeyi göze almak da gerekir.
Yetişmek
İnsanlar ancak aldıkları kararları uygulamaya başladıklarında ya da yeni uygulayabilecekleri şekilde hayatlarını ve önceliklerini yeniden dizayn ettiklerinde yetişkinliğe yaklaşabiliyorlar. Aksi halde her akşam çok istediği oyuncağın hayaliyle uyuyan bir çocuktan farksız uyanmıyoruz. … Peki insanlar hevesle almak istedikleri kararların sonucunu görmek için neden harekete geçmiyorlar? Çok dâhiyane bir şey bulmuş gibi, ben buna uzun zamandır “başlangıç felci” diyordum. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünüp, başlangıç aşamasında tutulmuş tavuk gibi kalakalmak. Belki de arzuyu hayal etmek, arzuya ulaşmaktan daha mühimdi. 
…
(Yetişkinliğe yaklaştıran çok az iyi duygudan biri, hissetmiş ve fark etmiş olduklarımızın aslında çoktan birileri tarafından görülmüş ve uzun uzadıya düşünülmüş olmasıdır. Yetişkinliğin şehrin ortasında her zaman tek başına yaşamak zorunda olmadığımız bir baraka olmadığını, bazen misafirlerin de gelebileceğini hatırlatan bir duygu.)
…
Yetişkinlik, arzuyu gerçekleştirme riskini almaktır. Arzuyu yalnızca hayal ederek yaşamak ise yetişkinliğin eşiğinde donmuş halde kalmak gibidir. 
Edebiyat bir köprüdür ama daha da ötesi, bir aynadır. Başkalarının hikayesinde kendimizi gördüğümüzde, daha az yalnız hissederiz. Empati, tam da bu bağlantı noktasında başlar. İçinde yaşadığımız dünyada, empati belki de yetiştirebileceğimiz en radikal şeydir.
… dallarımız dışarıya doğru uzanırken bile köklerimize sadık kalmalıyız.
Hava kar toplasın, şiir hatıra. Gök hepimizi içimize topluyor.
…
Bakmadan geçemeyeceğimiz, belki de sadece “bu dünya bir pencere/her gelen bakar geçer” deyişindeki gibi,…
Hayat, kişi için bir armağandır ve bir gün geri alınacaktır. Bu insan ile tanrı arasında bir anlaşmamın karşılığıdır. O halde yaşamak ve yaşadığını anlamlı kılmak da insanın kendi için anlam taşıyan bir olgudur. Ölüm ardından gelen yas, işte bu anlaşmanın gerçekleştiğinin, gidenin gittiğinin, kalanın kaldığının bir mührüdür.