ahsen

Tükenmiş yaşam enerjisiyle etrafını kuşatan çölden geçerken, sıra sıra evlerin dizili olduğu sessiz bir sokakta bir an öylece durdu. Tüm o vahşiliğinin ortasında, onurlu idealler, kendinden feragat ediş ve azim, tıpkı bir serap gibi önünde uzanıyordu. Hayalindeki bu güzel şehirde aşk ve güzellikler, havadar balkonlardan sarkmış onu seyrediyordu. Yaşam meyveleri bahçelerde olgunlaşıyor, umut nehrinin suları pırıl pırıl parlıyordu. Bir anlık bir hayaldi, kaybolup gitmişti. Etrafını saran evlerden bir tanesinin üst katına tırmandı. Elbiselerini çıkarmadan kendisini dağınık bırakılmış yatağına fırlattı. Yastığı heba alan gözyaşlarıyla sırılsıklamdı kederli kederli yükseldi güneş, güneş ışınlarının vurduğu hiçbir şey, yüreğindeki iyi niyeti ve sahip olduğu yetenekleri doğru kullanma becerisinden yoksun, kendi iyiliği ve mutluluğuna zerre kadar hayrı olmayan, kendi çürüyüşünün farkında olduğu halde bu çürümenin onu yiyip bitirmesine izin veren bu adam kadar kederli olamazdı.
Sayfa 116
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
altın sarısı saçları, küçücük başında oldukça düzgün bir şekilde, zevkle kıvrılmıştı. yumurta gibi yüzü, bir kahya kadının kapkara ellerinin arasında tazeliğine bakmak için ışığa tutulmuş, daha yeni tavuğun altından alınmış, taptaze bir yumurtanın içinden güneş ışınlarının geçtiği gibi saydam bir aydınlıktaydı. ince küçücük kulakları da emdiği sıcak ışınlarla kırmızımsı bir renk almıştı. korkudan ağzı hafif açık kalmış, gözlerinde yaşlar birikmişti. onun bütün bu özellikleri, güzellikleri öyle tatlıydı ki, kahramanımız bir süre öylece bakakalmıştı.
..gerçekten de bir çatı altında yaşamak ya da bir karaağacın gölgesinde oturup felsefe yapmak, ne bileyim bir takım konularda derinleşmek ne güzel olurdu
bizim sevmediğimiz kimse yoktur, belki gönlümüze biraz serin gelenler vardır.
ve hiç yitirmediklerinin ardından, durmaksızın ağlaman gerekir. tanrılara eş miyim! fazlasıyla derin bir duygu bu; benim benzerim daha çok, tozların içinde kıvranıp, tozları yutarak yaşayan, ve geçenlerin tekmeleriyle, geberip gömülen bir solucandır. bu yüksek duvarların, yüzlerce rafında biriken, ve bana yer bırakmayan, toz toprak değil midir? bu hırdavat, bu binlerce çöp, tutsak etmiyor mu beni, bir güve dünyasında?