Ön oyunda, ozanın kim ve işinin ne olduğunu açıkça ortaya koyan Goethe, tariflediği ozan kimliğine bürünerek, bilmeye sevdalı bir doktor karakteri çizer okuyucusuna, kulağına ise Faust ismini fısıldar. Onun duyumsaması ve kavrayışı, benzerleri olan, başka bir deyişle, çevresinde bulunan insanlardan çekip ayırır kendisini; Wagner bunun tipik bir örneğidir. Faust'a göre, bir şeyi kavrayabilmek ve yürekten yüreğe bir pencere açabilmek, Demirel'in deyişiyle, "'yürekten yüreğe (http://1000kitap.com/gonderi/45531815)' ya da 'insandan insana (http://1000kitap.com/gonderi/52130366)' bir köprü kurabilmek" için duyumsamak şarttır (http://1000kitap.com/gonderi/84759718).
Faust'un bu kişi özelliğinde bir açık vardır ki, bunu, insan dünyasını bitmez tükenmezcesine gözlemleyen Mefistofeles [şeytan] görür. Tanrı'yla, Faust'un da bu insanlardan bir farkının olmadığı konusunda iddialaşır, ardından bunu kanıtlamak üzere insan dünyasına doğru yola koyulur. Goethe, bu karakter aracılığıyla, kitap boyunca sıradan ve akıllı insan tiplerini bir bir serimler (http://1000kitap.com/gonderi/84666654).
Mefisto ve Faust arasında geçen ilk diyalogda, Faust'un dik bir duruşu vardır. Kendisine her türlü hizmeti yapacağını söyleyen ve onu dünyanın nimetlerini tatmaya davet eden şeytana, şu sözlerle karşılık verir:
"Bir gün doygunluk içinde,
Tembel tembel uzanırsam yatağıma,
Sonum gelmiş olsun!"
Ancak bu duruşunu fazla sürdüremez, zira Mefisto, daha öncesinde gördüğü o açığı Faust'a karşı kullanır. Sahip olduğu bilgeliğin bir işe yaramadığına inandırır onu, çünkü Faust da tam anlamıyla bir bilge olmadığını, başka bir deyişle, bir Tanrı olmadığını, ruhlarla gerçekleştirdiği konuşmalar esnasında saptamıştır (http://1000kitap.com/gonderi/84668712 / http://1000kitap.com/gonderi/84759878 /