'Her şey bitti mi? Zannetmem. İkimizin de çocuk olmadığımızı biliyorum. Yalnız bir müddet dinlenmek ve birbirimizden uzak kalmak lazım. Ta birbirimizi görmek ihtiyacını şiddetli duyuncaya kadar...'
Yahu kadın!
Ben seni darmadağın seviyorum.
Nedir bu derli toplu olacağım derdi?
Saçın dağınıkmış
Üstün başın berbatmış
Yüzün gözün yorgunmuş
Bunlardan banane!
Geceler boyu yüzüme gözüme bulaşan başkası sanki
Ben seni benim dağınıklığıma karışasın diye sevdim.
Hangi ağacın birbirine karışmış kökleri düzgün ki?
Hangi dağ öbürünün hizasında?
Hangi göl kıvrım kıvrım değil?
Hangi bulut öyle, onlar kadar dağınık?
Onlar kadar güzelsin diyorum.
Uzayan gölgem ol
Karanlığınla bile dokun, yeter diyorum
Dinletemiyorum...
Kendisine herhangi bir şekilde yardım edilip kurtarılabileceği düşüncesi kafasından o kadar uzaktı ve dünyada kendisiyle meşgul olabilecek bir insan bulunabileceği ihtimali ona öyle yabancı idi ki, bu bitip tükenmez yürüyüşte onun kütleşen sinirlerini ne bir ümit, ne de bir hiddet kıvılcımı harekete geçirebiliyordu. Hayatında yalnızlıktan başka bir şey görmediği için, müthiş yalnızlığının farkında bile değildi.
Hayır! Romantikler ölmez, his ve acı ölmez! İnsanlar büyük acılara her zaman ilgi göstermişlerdir. Büyük insanlar ve büyük acılar! Fakat nerde eski acılar, nerde kralların eski acı çekişleri? Nerde büyük ihanetler ve büyük sadakatler?