Deli Derviş bir yandan yıldız sayıyor, bir yandan da düşünüyordu. Suyun şırıltısı karamuk kokusuna karışmıştı. Etraftan çıt çıkmıyordu. Sade arada bir İshak kuşunun feryadı işitiliyor.
"Kuş, kuş iken kendisine bir yuva, bir hayat kurmuş. Ya biz necisiyiz?" diye düşündü.
Terk-i dünya diye çıkmıştı yola.
Mümkün müydü?
Mümkün olanın eni-boyu ne kadardı?
Kitaplarda yazıyor; lâkin hayat kitaplarda yazana pek benzemiyor.
Terk-i dünya demişti. Evet. Ama hangi dünya.
Hani ev-bark, çoluk-çocuk, mal-mülk.
Nasıl bir dünyaya sahip olmuştu da, onu terk ediyordu? İşte, burası meçhul.
.
.
.
.
Rüzgârın önünde bir yaprak olayım demişti.
Güzel bir benzetme, lâkin kolay değil.