n3gntyz1n

n3gntyz1n
@Okin_Barha
bir yerde imişim, bahar bulutlarının altında tatlı kaynak suları başımdan aşağı akmakta binlerce dilim olsa ve hepsi de övgü dizse ancak hayretime hayretler katmakta...
"Elleri arkadan kalın, tırtıklı bir sicimle bağlı; ip bileklerini kesiyor. Gözü siyah bir bezle kapatılmış. Sokağa, durgun, pis bir suyla dolu hendeğin kenarına diz çökmüş, başı omuzlarının arasından sarkıyor. Çakıl taşlarının üzerinde öne arkaya sallanırken, dizleri sert zemine sürtünmekten kanıyor. Vakit akşama yakın; çakılların üzerindeki uzun gölgesi öne arkaya deviniyor. Duyulur duyulmaz bir sesle, bir şeyler mırıldanıyor. Yaklaşıyorum. Bin tane olsa, yine, diyor. Senin için bin tane olsa yakalarım. Öne arkaya uğunuyor. Başını kaldırıyor. Üst dudağında belli belirsiz bir yara izi. Yalnız değiliz. Önce namluyu görüyorum. Sonra da, onun arkasındaki adamı. Uzun boylu; çizgili bir yelek giymiş, siyah bir türban takmış. Yere, gözleri bağlı erkeğe bakıyor; gözlerinde engin, mağaramsı bir boşluktan başka hiçbir şey yok. Bir adım geri çekiliyor, tüfeği kaldırıyor. Namluyu, diz çökmüş adamın ensesine dayıyor. Solan güneş ışığı bir an madene vuruyor, kısacık parlıyor. Tüfek sağır edici bir çatırtıyla gürlüyor. Namlunun ucundan geriye, kabzaya doğru bakıyorum. Kıvrılarak yükselen dumanın gerisindeki adamın yüzünü görüyorum. Çizgili yelekli adam, benim."
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Gecenin bu saatinde kibar adamlar yalılarda, köşklerde ve kasırlarda uyuyup rüyalarında cariyelerin peşlerinde koşarlarken sizler, uyanık olarak buradasınız. Çünkü kan dökülmesi gerekiyor. Dilerim ki, dökülen sizin kanınız olmaz. Biliyorum ki, döktüğünüz kanı siz değil, yalılarda yaşayan ve şiir yazıp sizi hakir gören nazik adamlar içecektir. Kostantiniye'nin kibar insanları kanla beslenir, ama siz değil! Bu yüzden siz onlardan temizsiniz! Ancak kan görünce bayılan ve vahşetten nefret eden bu beyzâdeler, sizleri daima ayaktakımı olarak gördüler ve göreceklerdir. Onların ruhlarının ve vicdanlarının temiz olması için, bizzat sizler, ellerinizi çamura sokacaksınız. Getirdiğiniz ganimetin neredeyse hepsi, bu kibar efendilerin kesesine girecektir. Ocağımızın kanunu odur ki, onların içmesi için sadece kan dökmeyecek, ayrıca şu koca Kostantiniye'nin sokaklarında dönüp sizin suratınıza bile bakmadıkları zaman onlara tahammül de edeceksiniz! Şairler mersiye, destan, gazel yazacak. Ne ile mi? Mürekkeple değil elbette! Kanla yazacaklar ve ünlerini ebediyete kadar sürdürecekler! Sizden istenen de bu: Kostantiniye'ye kan getirin!"
Kâhin, görebilen tek gözüyle aynaya baktı ve uzun boylu, çekik gözlü o adamı gördü. Bunu görmek, kendisi gibi diğerlerinin de içinde yaşadıkları o dünyadaki asıl hakikati görmek demekti. Gözün görevinin görmek değil, hakikati görmek olduğunu söyleyen âlim aklına geldi. Hakikati gören gözün başka hiçbir şey görmesine gerek yoktu. Yedikule kâhininin yegâne gözüne de bu şekilde perde indi. Ama kör olmasına rağmen hiçbir şey görmüyor değildi. Gözlerinin ona gösterdiği yegâne şey, o uçsuz bucaksız karanlıktı. Tıpkı sessizliği dinleyen Eflatun gibi, kâhin de sustu. Belki de susmak, gerçeği anlatmanın tek yoluydu.
Sayfa 202·Kitabı okudu
'Tepesinde bir armut göze çarpıyordu ihtiyar adam koynundan çıkarttığı kös tokmağıyla dalı biraz kendine doğru eğdi ve meyveyi dalından kopardı. Duvardan tenha sokağa atladıktan sonra armudu biraz sıktı ve burnuna götürüp kokladı. Meyvenin ham olduğunu farkedince, "Hay senin!.." diye tam bir de küfür sallayacaktı ki, tövbe ettiği aklına geldi. Yine de üç gün bekletirse, armudun olgunlaşma ihtimâli vardı. Arnavut kaldırımı gibi taş döşeli ve ortasındaki kanaldan pis su akan, daracık ara sokakları tercih ederek Sofuayyaş Mahallesi'ndeki evine doğru yürümeye başladı, içine bir kurt düşmüştü: Zulada saklayıp olgunlaşmaya bırakacağı meyveyi, yaşadığı o daracık evinde, hem de kendi kanından olan bir namussuz, bir şerefsiz, bir haysiyetsiz acımadan mideye indirebilirdi. Bir hayli düşündü taşındı ve nihâyet, "El yiyeceğine ben yerim!" dedikten sonra ham armudu oracıkta mideye indirdi. Ama çekirdeklerini ağzından çıkarıp dikkatle mendilinin arasına koyuyordu. Çünkü bir çekirdek, bir armut ağacı demekti. Bu ağaç da yılda en az iki yüz meyve verirdi. Bu miktardaki armudun râyiç satış fiyatı üçyüzelli akçe kadardı. Bu da on yılda dokuz altun ederdi. Şu durumda, mendilindeki çekirdeklerden sadece birinin fiyatı da bu olmalıydı. Ama aslında parada pulda pek gözü yoktu. Çünkü gönlü zengin biriydi. Hava aydınlanırken öylece, sırf gönlünden koptuğu için, sahibi olduğu çekirdeklerden birini başının gözünün sadakası olarak kör bir dilencinin çanağına attı.'
'Satışlar hızlanmıştı. Seydişehir Alüminyum satıldı. Seydişehir Alüminyum sadece iki kelimeden ibaretti ama... Satılan varlıkları arasında, fabrikalar, makineler, 792 adet lojman, atık cevher barajları, sosyal tesisler, su havzaları, ruhsatlı boksit sahaları, koskoca Oymapınar Barajı, turizm teşvikli arazi, Antalya’da liman ve yükleme tesisleri, kasalarında 17 trilyon lira, 10 bin ton külçe alüminyum, binlerce ton boksit vardı. 305 milyon dolara veriverdiler. Karşı çıkana “komünist” diyorlardı.' .... Davos’ta, “Ortadoğu Barış Modeli” adıyla panel düzenlendi. Tayyip Erdoğan, kendi modelini izah etti... Yanında oturan İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e “Çocukları nasıl öldürdüğünüzü biliyorum, siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” diye bağırdı. Panelin moderatörü Washington Post yazarı David Ignatius’tu. Müdahale etmeye kalktı. Başbakanımız “van münüts” dedi. Moderatörün elini ittirdi. “Benim için bitmiştir, daha da gelmem Davos’a” diyerek kalktı, gitti. Aslında, Davos programında böyle bir panel yoktu. Sürpriz şekilde programa konulmuştu. Peki, kim istemişti bu panelin düzenlenmesini? Araştırıldı taraştırıldı... Bizzat Tayyip Erdoğan’ın istediği ortaya çıktı. Çünkü... Cumhuriyetçi Bush’tan Demokrat Obama’ya geçişle birlikte, Türkiye’nin dış politikadaki rolü belli olmuştu. Bi fırça, bi van münüts, Tayyip Erdoğan Arap dünyasının yeni Nasır’ı olmuştu. Hem İsrail’den “üstün hizmet madalyası” vardı... Hem de İsrail’e fırça kaydığı için “kahraman” ilan edilmişti! ...» İstanbul’da coşkulu kalabalıkla karşılandı. “Davos Fatihi” pankartları açıldı. Aldı Davos rüzgârını arkasına... ... İsrail’e atıp tutan sayın hükümetimizin, Suriye sınırındaki mayınları temizleme işini, İsrailli firmaya vermeye çalıştığı ortaya çıktı. Kimseye çaktırmadan yasa tasarısı hazırlamışlardı. Mayınları
Siyaset