Berçav
mesaj-gonder
coklupaylas
ucnokta_yatay-1
TAKİP ET
Berçav
@Pirtuk9
Doğaya hayran, kitaplara aşık
meslek
Okuyor
egitim
Lisans
harita
Antalya
v3_profil_bos
4 okur puanı
gecmis
13 Eki 2018 tarihinde katıldı
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
v3_yorum_bos
Berçav
yorumladı.
112 syf.
Bu yaz tatilinde çok eskiden okuduğum kitapları tekrar okudum. İnsan Neyle Yaşar da bunlar arasında. Rus yazarlarından dünya edebiyatına en kıymetli klasikleri kazandıran Tolstoy' un en popüler kitaplarından biri. İnsan niçin yaşar diye sorsak hemen hemen herkesin cevabı birbirine yakındır. İnsan ailesi, anne-babası, eşi, çocukları için yaşar. Daha iyi bir gelecek, daha parlak bir kariyer için yaşar. Hayatta uğruna mücadele verdiği değerleri için savaşıp mağlup olmamak için yaşar. Kimi Allah' a ibadet edip, cennetine mazhar olmak için yaşar. Kimi de onuru, gururu, belki de vatanını korumak için yaşar. " Yaşamak dediğimiz nedir? Sana göre, bana göre? "Göresi" var bu işin." Göresi varsa peki, insan neyle yaşar? Bu soruyu yıllar önce, 19. yy' da pek tanıdık bir isim, kalem erbabı sormuştu. Bugün, 21. yy' da bide biz soralım kendimize. İnsan Neyle Yaşar? İnsan hep daha fazlasıyla, doymak bilmeyen bir nefisle yaşar. Bir evi olsun ister, evi olunca çok daha gösterişlisini, lüksünü ister. Para ister, sahip olunca daha da fazlasını ister. Hani 50 kuruşunu kaybeden bir çocuk vardı, yolda ağlıyordu. Çocuğun ağladığını gören amca " Neyin var evlat, neden ağlıyorsun?" diye sormuş, çocukta "50 kuruşum vardı, kayboldu" demişti. Adam çıkarıp vermişti de çocuk bu defa daha çok ağlamaya başlamıştı. " Şimdi niye ağlıyorsun? " diye sorunca, " 50 kuruşumu kaybetmemiş olsam, bununla birlikte 100 kuruşum olacaktı." diye cevap vermişti. İnsan budur işte, doymak bilmez, azla yetinmez, hep daha fazlasını ister. Bu soruyu tanıdığım birçok insana sordum. Neyle yaşacaklar, tabiki parayla. Bu devirde paran olmadan tuvalete bile gidemiyorsun, adam yerine konmuyorsun, paran olmadan hiçsin cevabını aldım. Sonuç olarak insan parayla, mal mülke yaşar, kanaatine vardım. Ama Tolstoy hayır arkadaş para sevdiklerin olmadıktan sonra seni mutlu etmez, insan asıl sevgiyle yaşar diyor. Sevgi diyor, iyi gelelim birbirimize diyor. Evet, para ile, servet ile yaşar insan sanırız ama asıl olan, insanı yaşatan sevgidir, iyiliktir Tolstoy' a göre. Bu kitapla ahlaki değerleri, sevgiyi, yaşama amacını, erdemi sorgulatıyor, dersler veriyor bize de yazar. Ona göre; insan ahlakla, sevgi, dürüstlük gibi erdemlerle yaşar. İnsan severek, sevilerek, sevgi umarak yaşar hep. Annesinin kendisini sevmediğini düşünen çocuk annesinin sevgisi, aşık olan biri maşuğunun aşkı için ağlar, bu sevgiyi kaybetmemek için yaşar. Ve Tolstoy' a göre sevgi sadece insana karşı değil bütün varlığa ve varlığı var edene de olmalı. İnsan hep bir umutla yaşar. Bir iş bulma umudu olur bu bazen, bazen birini sevme, sevilme onunla mutlu olabilme umudu olur ya. Sevgiyle, umutla, huzurla, anne-baba,eş, ahbapla yaşıyor insan. İnsan bir hal çaresi, yolu bulunur diyerek yaşar. Sıkma canını, hallederiz ya diyerek, değer verdiği insanın yanında olarak, birlikte yokluğun çaresini arayıp şükrederek, kanaatle yaşar. Hayallerine ulaşmak için çıktığı engebeli, zor yolda, takati kesilince yol üstünde içtiği bir su ve bir nefes molayla yaşar. Bakışlarla yaşar insan. Kucağına aldığı bebeğe merhametle bakarken, otobüste yerini verdiği yaşlı amcanın yüzündeki mutlulukla mutlu olurken, eski bir dost yüzünü özlemle seyrederken, bir baba, korkmasına rağmen dürüstlüğü bırakmayan, yalan söylemeyen, doğrudan vazgeçmeyen çocuğuna gururla bakarken yaşar. Ansızın çekip gitmelerle de yaşıyor insan. Şaşkınlıkları, bakakalışları, tutunamayışlarıyla da yaşıyor. Reddedişleri ya da kabul ettikleriyle yaşıyor. Dünü, bugünü, yarını, bilineni ve bilinmeziyle yaşıyor insan. Kimi sevgiyle yaşıyor, kimi hırs, tutku ve nefretle. Bazen korku bazen ümitle yaşıyor insan... Kısacası insan paradan önce duygularıyla, seçimleriyle, inancı, ahlakı, bakış açısı ve yüreğiyle yaşıyor. Tolstoy da bu kitapta insanın neyle yaşadığını, okunması çok kolay, yalın, ders verici, sorgulatan 6 hikayeyle soruyor, cevaplıyor. Tolstoy' u duymayan, bilmeyen bir okur yoktur sanırım. Klasikler içinde en farklı olan, bakış açınızı değiştirebilen en özel yazarlardan. Tolstoy insan hakkında yazar, insan hakkındaki hemen hemen her konuya değinir. Bunu yaparken de çok özel bir bakışla, çok hümanist, insancıl bir bakış açısıyla yaklaşır konuya. Benim çok beğendiğim ve hiç sıkılmadan defalarca okuduğum bir kitap. İnsan Neyle Yaşar bundan 2 asır önce yazılmış olduğu halde hikâyelerin özündeki duygular insanoğlunun varoluşundan beri süregelen duygular ve bu yüzden aradan asırlar, binlerce yıl geçse bile evrenselliğini koruyabilecek, her çağa, her okura hitap edecek, payidar kalacak bir eser. Son olarak kitabı İş Bankası Yayınları ' ndan tavsiye ederim yine. Şimdi her klasikle ilgili incelemesinde İş Bankası' nın reklamını yapıyor diyeceksiniz. :) Ama gerçekten klasikleri en iyi çeviren ve neredeyse tam metin veren tek yayınevi İş Bankası Yayınları. Çünkü diğer yayınlar 3, 4 ya da 5 öyküyü verirken, bu yayın 6 öyküyü de yayımlamış. Sadece bir gününüzü ayırarak okuyabilirsiniz...
kamera
İnsan Neyle Yaşar?
kamera
Lev Tolstoy
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.6/10 · 135,2bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Oxford universite'si 21.yy başlarında 1200 kişiyi takibe almış..bu takip tam tamına 80 yıl sürmüş...bu takibi bir soru için sadece bir soru için yapmışlar. Soru şu: İnsan nasıl mutlu olur? 80 yıl boyunca takip edilenler arasında ölenler olmuş,onların yerine başka birilerini takibe almışlar. 80 yıl geçmiş bitmiş ve bir rapor yayınlamışlar. İnsan nasıl mutlu olur ? Sorusunun tek cevabı çıkmış ortaya... Eğer insanın sağlam aile bağları ve çevresinde güvendiği sağlam dostlukları varsa mutluymuş.. ne para ne ihtişam ne güzellik ne itibar ....
v3_begen_bos
18 Beğeni
Yanıtla
ucnokta_yatay-1
v3_yorum_bos
Berçav
yorumladı.
762 syf.
21 Haziran 1905 yılında Paris' te doğan düşünür Jean Paul Sartre, aynı zamanda döneminin en iyi yazar, anlatıcı ve denemecisi olarakta da kabul görmüş, entellektüel bir aydındı. Ama Sartre' ı , Sartre yapan Varoluşçuluk felsefesinin mihenk taşı olmasıdır. Peki, Varoluşçuluk nedir? Varoluşçuluk (Egzistansiyalizm); kökü İlk Çağ (Antik Yunan) a kadar uzanan bir felsefe sistemidir. 2. Dünya Savaşı ' nın sonlarına doğru bağımsız bir felsefe olarak ortaya çıkmıştır. Varoluşçuluk akımına göre insan; kendi özünü kendisi belirler. Bu görüşü şöyle özetleyebiliriz: Var olma özden önce gelir. Yani insan önce dünyaya gelir, var olur, ondan sonra olmak istediği gibi biri olur, özünü kendi belirler. Daha fazla açıklamak gerekirse, hepimiz bir şekilde yaratıldık, bu dünyaya geldik. Ama hiçbirimiz şartlanmış bir iyilik ya da kötülükle doğmadık. Zaman içinde özümüzü kendimiz var ettik. Kimimiz dürüst bir insan olmayı, kimimiz alçak bir hırsız, katil vs olmayı kendi seçti. Yani hiç kimse önceden belirlenmiş bir öze sahip değildi. Yaptığımız eylemler, verdiğimiz kararlar varoluşumuzu belirler. Sartre bu durum için; " İnsan kendi özgürlüğüne mahkum edilmiştir." der. Sartre ' a göre tercihlerimizle, yaptıklarımızla kendi varoluş özgürlüğümüzü gerçekleştirmek için özümüzü ortaya çıkarmak zorundayız hepimiz. Varoluşçuluk, hümanizm ve eşitliği en savunan felsefelerin başında gelir. Soren Kierkegaard' ın kitaplarını okumuş olanlar kadın - erkek eşitliğine ne denli önem verdiğini fark etmişlerdir. Egzistansiyalizm bizim bildiğimiz adıyla Varoluşçuluk, Hz İsa' dan itibaren görülen bir akımdır. Ancak 2. Dünya Savaşı ' nın sonlarına doğru adı konmuştur. Bu akım en çok Kierkegaard, Dostoyevski, Heidegger, Nietzsche, Andre Gide, Camus ve Kafka ile bütünleşmiş, eserlerinde görülmüştür. Buna rağmen kendini varoluşçu diye tanımlayan tek isim Sartre olmuştur. Kierkegaard bu terimi hiç kullanmamış olsa da ilk varoluşçu kabul edilir. Varlık ve Hiçlik, Jean Paul Sartre' ın en önemli eseri, başyapıtı. Yayımlandığı günden, günümüze kadar felsefe tarihi açısından en önemli fenomenolojik (görüngübilim) ontoloji (varlıkbilim) denemesi olarak kabul edilir. Sartre felsefeye yön veren bu dev eseri 2. Dünya Savaşı ' nın sonlarına doğru birkaç ay gibi kısa bir sürede yazmış. Ancak birkaç ayda yazılan bu kitap, Türkçeye 66 yılda çevirilmiş. Bunun sebebi varoluşçuluk felsefesinde düşünürlerin kendi kendilerine terimler üretmesi ve diğer dillerde bu terimlerin bir karşılığının bulunamaması. Bu yüzden Varlık ve Hiçlik yıllarca çevirmenlerin önüne gelip bir türlü Türkçeleştirilemeyip tekrar rafa kaldırılmış. Kitabı okurken de bu terimlere sık sık rastlayacaksınız. Çünkü çevirmenler ( Gaye Çankaya Eksen, Turhan Ilgaz) bu terimlerin Türkçe karşılığını bulamayıp genelde orjinal dilindeki (Fransızca) haliyle bırakmış ya da parantez içinde belirtmişler. Çok iyi bir çeviri değil, fakat uydurulmuş onlarca terimden dolayı bu kadarına da şükür. Çevirmenler de büyük ihtimalle çevirinin yeterince anlaşır olmadığını bildiğinden kitabın sonuna 6 sayfalık bir sözlük eklemişler. Sartre bu kitabı müthiş anlaşılmaz bir şekilde yazmış. Ama aynı zamanda iyi bir yazar, denemeci olmanın verdiği avantajla da aralara öyküleyici bir anlatım serpiştirmiş. Bu öyküleyici anlatım sayesinde savlarını daha iyi anlayabiliyorsunuz. Mesela " Kendini Aldatma Davranışları " bölümünde bahsettiği ilk randevusuna giden kadın gibi. Kadın, ilk randevusunda karşısındaki erkeğin niyetini gayet iyi bilir. Ama kendi kendini kandırıp bunları düşünmeyi red eder ve erkeğin nazik, saygılı tavırlarına tutunur. "Radyoda işittiğimiz sesin bir gramafondan yükselen şarkı değil de bir adamın sesi olması yalnızca tahmine dayalı değildir, muhtemeldir de ya da yoldan geçtiğini gördüğümüz kişinin mükemmel bir robot değil de bir adam olması sonsuzcasına muhtemeldir. Bu durumda radyodaki sesin de, sokaktaki adamın da bir "varlık" olduğu tartışmaya açık değil. Ama özgürlük bir "varlık" değil, insanın hiçliğidir. İnsan gerçekliği yeterince olmadığı için özgürdür, durmadan kendi kendisinden koparıldığı ve olmuş olduğu şey olduğu ve olacağı şeyden bir hiçlikle ayrıldığı için özgürdür. Şimdiki varlığımızın kendisi de “yansı-yansıtan” formunda hiçleyiş olduğu için özgürdür, insan özgürdür, çünkü kendi değildir ama kendine mevcudiyettir. Ne ise o olan varlık özgür olamaz. Özgürlük, tam da insanın yüreğinde oldurulan ve gerçekliğimizi olmak yerine kendini yapmaya zorlayan hiçliktir. İnsan gerçekliği için olmak kendini seçmektir. Alabileceği ya da kabul edebileceği hiçbir şey bize dışarıdan da içeriden de gelmez. Hiçbir türden yardım olmadan, en küçük ayrıntıya varana kadar kendimizi varlık kılmanın dayanılmaz zorunluluğuna bütünüyle terk edilmişizdir. Böylece özgürlük bir varlık değildir. İnsanın varlığıdır, yani insanın varlık hiçliğidir. Eğer insan önce bir doluluk gibi düşünülseydi, onda daha sonradan özgür olacağı bir takım anlar ya da psişik bölgeler aramak saçma olurdu. Tıpkı önceden ağzına kadar doldurduğumuz bir kapta boşluk aramak gibi." Sartre' a göre dünya bir saçmalıktan ibaret ve bizler de bu saçmalığa fırlatılmış birer varlığız. Sartre kitaptaki " KENDİNDE VE KENDİ-İÇİN: METAFİZİK YAKLAŞIMLAR" başlığı altında varlığı bilinçli ve bilinçsiz varlıklar diye ikiye ayırmış. "Kendi için varlık" dediği bilinçli, irade sahibi varlıklar kategorisine insanları ve "kendinde varlık" adını verdiği bilinçsiz varlıklar kategorisine de insanın dışındaki tüm varlıkları yerleştiren Sartre'a göre, aslında varlığın hiçbir anlamı yoktur. Yani varlık aslında hiçliktir. Varlık ve Hiçlik, okuduğum kitaplar içinde beni en çok zorlayan, en uzun süre elimde kalan, Allahım sana geliyorum dedirten kitap oldu. Kesinlikle ileri seviyede felsefe, psikoloji ve mitoloji birikimi olmayan arkadaşlara bu kitabı önermiyorum...
kamera
Varlık ve Hiçlik
kamera
Jean-Paul Sartre
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.4/10 · 573 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Tavsiyen için teşekkürler
v3_begen_bos
1 Beğeni
Yanıtla
ucnokta_yatay-1
31 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
;