Evvel zaman içinde, iki sucuk makinesi varmış; yalnızca, domuz etini en lezzetli sucuk haline getirmek amacıyla yapılmışlar. Bunlardan birisi domuzdan hoşlanmış ve sayısız sucuk yapmış; diğeri şöyle diyormuş: “Benim için domuz nedir ki? İşleyişim herhangi bir domuzdan daha ilgi çekici ve güzeldir.” Bu düşünceyle domuz etlerini geri çevirerek kendi içini incelemeye koyulmuş. Ama doğal olarak, besininden yoksun kalınca çalışamamış ve kendisini ne kadar çok incelediyse o kadar boş ve budala olduğunu görmüş. Bir zamanlar tadına doyum olmaz sucuklar yapan o güzel makine artık hareketsiz duruyor, neler yapabileceğini kestirmekte güçlük çekiyormuş. Bu ikinci sucuk makinesi, hoşlanma duygusunu yitirmişe, birincisiyse bu duyguyu sürdürmüş olana benzer. Beyin, kendisine sunulan malzemeyi şaşılacak alaşımlar halinde birleştirme gücü olan garip bir makinedir, ama dış dünyadan malzeme almayınca güçsüzleşir, üstelik sucuk makinesinin aksine kendi gerecini kendi ele geçirmek zorundadır. Çünkü olaylar, ancak onlara ilgi duyarsak deneyimlerimiz haline gelirler, yani bizi ilgilendirmiyorlarsa, onlardan hiçbir şey elde etmiyoruz demektir. Şu halde, bütün dikkatini kendi içine çevirmiş olan, orada ilgisini çekecek hiçbir şey bulamaz, ilgisini dışarıya yöneltmiş olan ise, ruhunu incelediği ender dakikalar sırasında, orada, çok çeşitli ve ilgi çekici öğelerin ayrışmakta, sonra da çok güzel ya da öğretici şekillerde yeniden düzenlenmekte olduklarını görecektir.