Yeni, ama belki bana göre yeni, yazarları okumaya çalışmanın iyi olduğu kadar olumsuz ve hatta kötü yönleri de olabiliyor.
Fantastik ve korku kitaplarını okurken neden okuduklarımıza inanıyoruz, merak ediyorum. Olmamış, olmayacak ya da olmayabilecek olayları okurken bizi çeken şey ne? Yazarın mahareti dışında ne olabilir ki? Kurulan dünyayı, anlatılan hikâyeyi ilgi çekici, okunabilir, okunmaya değer bir hale getiren yazarın kalemi, yazma kabiliyeti ve yaratma yeteneği olsa gerek-evet, bu, işte.
Türk polisiyelerini okurken karşılaştığım çok kötü örnekleri kitap listeme dahi almadan kenara koyarken, bazen, bir milktar dayanıp okumaya devam ettiklerim de oluyor. Vedat Akyol'un kitabı hakkında net karar vermek için 150 sayfa okumak yetti.
Önce olumlu şeyleri söylemek isterim: Aslında Vedat Akyol'un kitabı bir yandan bir dram, bir yandan bir polisiye, bir yandan romantik ögeler barındıran bir kolaj çalışması gibi. Üst üste bindikçe gerçeklik hissini kaybeden, ve hafiften fantastiğe dönüşen bu kolajın (sırplardan intikam alan asker, yurtta yetişen çocuk, dünyada romanları 20 milyon satan ünlü yazar ve hepsi aynı insan.) arabesk duygularla yoğrulmuş hikâyesi, instagramda (ya da başka yerlerde) aforizma olarak paylaşılabilecek gözlemler, öğütler ve cümlelerle dolu. Genimdeki Yabancı kitabını çok hoş bir görüntü ile instagramda okuyup da paylaşan oldu mu acaba? Bütün bu negatif sözlere rağmen aslında yazar anlatabiliyor. Çok diyalog var ve bu diyaloglarda yazar aslında yeteneğini gösteriyor. İşin iyi olan tarafı ise; aslında baş karakterimiz Destan, bütün bu fantastiğe kayan olaylar ve tecrübeler arasında kendine özgü bir kişilik ve karakter sergiliyor gibi oluyor; lâkin karakterin sıra dışı tecrübeleri arttıkça duygusal anlamda, kitabın dramatik yapısı ve inandırıcılığı