O bu dünyadan ayrılırken, benim hayatıma, başka hiçbir insana nasip olmayacak kadar canlı bir şekilde giriyordu. Bundan sonra onu daima yanımda bulacaktım.
Bütün yazdıklarımı ağır ağır, sakin kafayla, parça parça yeniden okuyorum. Ve görüyorum ki hepsi boş, hiç yazmasam daha iyiymiş. İster cümleler, isterse imparatorluklar olsun, vücuda getirilmiş ne varsa, sırf iyi bildiğimiz gerçek şeylerin en kötü tarafını alırlar.
Elbet sabah da olur, zamanı gelince, elbet, yalnız kentlerin, denizlerin, düzlüklerin üstünde doğacak değil ya güneş, elbet, burda da, olduğumuz yerde de, karların, buzlu kayaların üstünde, ağaçsız çıplak dağlarda da doğar güneş, tüm güzelliğiyle, tüm korkunçluğuyla.
Evet sevgilim,vücutlarımızın arasında binbir titizlikle kurdugumuz berzah,coğrafya anlamından taşmakta ve mimarî bir olanak halinde uzamakta şimdi
Yarının çocuklarına,
yırtılan ipek sesiyle.