Erdinç Aoron Ardınç

Erdinç Aoron Ardınç
@SayfaHayal
Ölümü ve yaşamı paraya çevirme yetisindeki Amerika Ülkeleri Kalkınma Bankası'nın çalışanları, suç patlaması yüzünden Latin Amerika'nın her yıl 168 milyar dolar kaybettiğini hesaplıyorlar. Dünya suç şampiyonası düzenlense kazanan biz oluruz. Latin Amerika'daki cinaytler dünya ortalamasından altı kat fazla. Eğer ekonomimiz de suçla aynı hızda büyüseydi gezegenin en müreffehleri biz olurduk. El Salvador'da barış mı? Ne barışı? Saatte bir cinayet temposuyla El Salvador savaşın en kötü yıllarındaki şiddeti ikiye katlıyor. Gasp endüstrisi Kolombiya, Brezilya ve Meksika'nın en karlı endüstrisi. Büyük şehirlerimizde en az bir kez hırsızlık teşebbüsüyle karşılaşmamış biri normal sayılmaz. Rio de Jenario' da New York'tan beş kat fazla cinayet işleniyor. Bogota şiddetin başkenti, Medellin dulları şehri. Özel grup üyesi seçkin polisler bazı Latin Amerikan şehirlerinin sokaklarında devriye gezmeye başladı: Baştan aşağı üçüncü dünya savaşı için donanmışlar; kızılötesi gece dürbünleri var, kulaklıkları, mikrofonları, kurşun geçirmez yelekleri; bellerinde kimyasal sinir gazı kapsülleri ve cephaneleri var, ellerinde otomatik bir tüfek, baldırlarında bir tabanca. Kolombiya' da her yüz suçtan doksan yedisi cezasız kalıyor. Buenos Aires'in varoşlarında cezasız kalan suçların oranı da buna yakın; bu mahallelerde kısa bir süre öncesine kadar polisler enerjilerinin büyük bölümünü suç işlemeye ve gençleri öldürmeye ayırıyordu: 1983'te demokrasinin restorasyonundan 1997'nin ortalarına kadar polis şüpheli gördüğü 314 çocuğa ateş açtı. 1997'nin sonlarında polis teşkilatı yeniden örgütlendirilirken medya maaşa bağlı beş bin üniformalıyı haber yaptı, ama nerede olduklarını ve ne yaptıklarını kimse bilmiyordu. Aynı zamanda anketler Rio Plata kıyılarında kolluk kuvvetlerine duyulan güvensizliği
Deneme
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·
Beğendi
Yazar sizi sömürge ülkedeki çarpık, kaotik yaşamlara götürüyor, kitabın başlarında işgalci askerleri, zenginleri, topraklarından edilmiş yoksul insanları ve bu işgalcilere hizmet etmekle geçinmeye çalışan, hizmet sektöründe çalışan emekçilerin ücretli köleliğinin panoromasını sunuyor. Karakterlere, onların enteresan anılarına, insanı hayrete düşüren öz geçmişlerine götürüyor bizi... Tabii ki karakterlerimizin yaşadıkları bu sosyal realiteden kopuk değil, onlar bu sosyo- ekonomik koşulların insanı, karakterlerin öz yaşam öyküleri ise asla karikatürize bayağılıkta verilmemiş, hatta kitabın baştan sona size toplumlumcu edebiyat adına yeni bir ufuk sunmasının başlıca sebeplerinden biri bu, ikincisi ise kullanılan dil, ona sonra dönelim... Bir de şu yönüne bakmak lazım; işgalci askerlerin ve muz tröstünün ekonomiye egemen, emperyalist karakterini çok çarpıcı veriyor, canlı yaşayan bir edebiyat var. Sanki siz oradasınız, tehlikeyle karşı karşıya olan bir karaktere seslenip uyarma iç güdüsü yaratıyor, veya bir başka karakterin içinde bulunduğu durumla ilgili siz bir şeyler söyleyip onunla konuşmak istiyorsunuz, bende bu duyguları çok canlı bir şekilde yarattı, belki de bizim ülkemizle benzer yanlarınında güçlü olmasından kaynaklıdır. Okumuş olduğum diğer toplumcu edebiyat eserlerinde bu durumu fazla yakalamamıştım, daha kapalı kompozisyon yapıları vardı, Gözleri Açık Gidenler' de ise çerçeve çok açık gibiydi siz içeri dalabiliyorsunuz ya da karakterler sizin dünyanıza sıçrayabiliyorlarmış gibi... Asturias'tan okuduğum ikinci kitap oldu bu. Diğeri Sayın Başkan' dı. Sayın Başkan' da sınıfsal anlamda sosyal bir gerçeklik fazla baskın değildi, onda daha çok yozlaşmış bir baskı gücüne sahip diktatörün akıl almaz, bozulmuş politikasını, bir halkı sosyal krize götüren
Edebiyat
Gözleri Açık GidenlerMiguel Angel Asturias · Yordam Edebiyat · 201662 okunma
"Katı olan her şey buharlaşıyor, kutsal olan her şey dünyevileşiyor ve en sonunda insanlar hayatın gerçek koşullarıyla ve diğer insanlarla ilişkileriyle yüzleşmeye zorlanıyor. modern burjuva toplumu, böylesine kudretli üretim ve mübadele araçlarının bir araya getirmiş olan bu toplum, yer altı güçlerini kontrol edemez bir büyücüye benziyor."
OKUMUŞ BİR İŞÇİ SORUYOR Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim? Kitaplar yalnız kralların adını yazar. Yoksa kayaları taşıyan krallar mı? Bir de Babil varmış boyuna yıkılan, kim yapmış Babil’i her seferinde? Yapı işçileri hangi evinde oturmuşlar altınlar içinde yüzen Lima’nın? Ne oldular dersin duvarcılar Çin Seddi bitince? Yüce Roma’da zafer anıtı ne kadar çok! Kimlerdir acaba bu anıtları dikenler? Sezar kimleri yendi de kazandı bu zaferleri? Yok muydu saraylardan başka oturacak yer dillere destan olmuş koca Bizans’ta? Atlantik’te, o masallar ülkesinde bile, boğulurken insanlar uluyan denizde bir gece yarısı, bağırıp imdat istedilerdi kölelerinden. Hindistan’ı nasıl aldıydı tüysüz İskender? Tek başına mı aldıydı orayı? Nasıl yendiydi Galyalılar’ı Sezar? E bir aşçı olsun yok muydu yanında? İspanyalı Filip ağladı derler batınca tekmil filosu. Ondan başkası ağlamadı mı?
Deniz yok olursa diyor bir çocuk Balık kaybolursa Ne derim benden sonraki çocuklara İnsanlar kaybolurken gözaltılarda Çöllerde boğulan nehirler Ey çocuk Nasıl varır okyanuslara Adı karanfil ki suçu rengidir Özgürlük dilinde bir imge Tutsaklık dilinde bir söylencedir Karanlıkta bir el koparır dalından Artık ölüme varmış bir işkencedir Orman yok olursa diyor bir çocuk Ağaç kaybolursa Ne derim benden sonraki çocuklara İnsanlar kaybolurken gözaltılarda Dalından koparılan tomurcuk Ey çocuk Nasıl meyvelenir sana ve diğer çocuklara Adı narçiçeği ki suçu patlamak Birdenbire güneşe haykırmak Ve güneş diliyle kıpkızıl çoğalmak Karanlıkta bir el koparır dalından Adı kayıptır artık Daha meyveye bile durmadan Aç gözlerini o çığlıklara çocuk Kayıp analarının gözlerine bak O gözler ki karanfil kıvrımında nar çokluğu Sevda denizlerinde oğul ve kız yokluğudur Her biri bir depremdir yüreklerde
Şiir