İşleri kolaylaştırırken zorlaştırmak ve tersi.— İnsan yaşamını belli aşamalarda zorlaştıran pek çok şey daha ileri bir aşamada kolaylaştırmaya hizmet eder çünkü böylesi insanlar hayatta daha zor şeyler görmüşlerdir. Bunun tersi de olur. Böylece, örneğin din, birinin ona kendi yükünden ve sıkıntısından kurtulmak için mi, yoksa yükseklere çıkamasın diye kendisine vurulmuş bir prangaya bakar gibi mi baktığına bağlı olarak iki çehreye sahiptir.
Üstün kültür zorunlu olarak yanlış anlaşılır.— Enstrümanına yalnızca iki tel takan herhangi biri, tıpkı sahip oldukları bilme dürtüsünün yanı sıra yalnızca kazanılmış bir dinsel bilgiye sahip olan bilginler gibi, daha fazla telle çalabilen insanları anlamaz. Daha düşük kültürler tarafından yanlış yorumlanmak, üstün, çok-telli kültürün doğasında vardır; örneğin, sanata yalnızca dinselliğin kılık değiştirmiş bir biçimi olarak değer verildiğinde olduğu gibi. Hakikaten de, yalnızca dindar olan insanlar bilimi bile bir dinsel duygu arayışı olarak anlar, tıpkı sağır-dilsizlerin müziğin gözle görülebilir hareketlerden başka ne olduğunu bilmemesi gibi.
Akıl okulda.— Eğitimin düz düşünmeyi, dikkatli değerlendirmeyi ve mantıklı muhakemeyi öğretmekten daha önemli bir görevi yoktur. Bu yüzden eğitim bu tür işler için yararlı olmayan her şeyi, örneğin dini, göz ardı etmelidir. Eğitim anlaşılmazlığın, alışkanlıkların ve gereksinmelerin fazlasıyla gerilmiş düşünce yayını daha sonra rahatlatacağına güvenebilir. Ancak etkisinin ulaşabildiği yerlerde, insanlarda temel ve özel olanı zorla teşvik etmelidir: “Akıl ve bilim, insanın üstün güçleri”; Goethe'nin, en azından, tahmin ettiği gibi. Büyük doğa bilimci von Baer, Asyalılarla kıyaslandıklarında, okullarda inandıkları şey için neden sağlama yeteneğini, yani Asyalıların gerçekleştirme yeteneğinden tümüyle yoksun oldukları şeyi geliştirmeleri bakımından tüm Avrupalıları üstün bulur. Avrupa mantıksal ve eleştirel düşünme tarzıyla eğitilmiştir; Asya gerçeği kurgudan nasıl ayıracağını hâlâ da bilmiyor ve inançlarının kişisel gözlemle yasalara tabi düşünmeden mi yoksa fantezilerden mi kaynaklandığının farkında değil. Okullardaki akıl Avrupa'yı Avrupa yapmıştır. Avrupa, ortaçağda bir kez daha Asya'nın bir parçası ve eklentisi haline gelme, böylece de Yunanlılara borçlu olduğu bilimsel anlayışı yitirme yolunda ilerliyordu.
Mucizevi eğitim.— Kişi bir Tanrı'ya ve onun hakkındaki endişelere inanmaktan vazgeçtiği andan itibaren, eğitime gösterilen ilgi büyük bir yoğunluğa ulaşacaktır; tıpkı tıp sanatının ancak mucizevi tedavilere duyulan inanç yok olduğu zaman gelişebilmesi gibi. Ancak şu anda bile, tüm dünya hâlâ mucizevi bir eğitime (Wunder-Erziehung) inanıyor.
Tarihin sesi.— Tarih dehanın ortaya çıkışı hakkında genel olarak aşağıdaki dersi veriyor gibi görünüyor: İnsanlara kötü davranın ve onlara işkence yapın —böylece o kıskançlık, öfke ve rekabet tutkularına çağrıda bulunur— onları uçlara doğru sürün, onları karşı karşıya getirin, bir halkı başka bir halkın karşısına çıkarın ve bunu yüzyıllarca yapın; o zaman muhtemelen, bu şekilde tutuşan korkunç enerjinin sağa sola saçılan kıvılcımlarının içinden birdenbire dehanın aydınlığı parlayacaktır; binicisi tarafından mahmuzlanan bir at gibi vahşileştirilen irade o zaman ortaya çıkar ve başka bir bölgeye sıçrar. Dehanın nasıl cisimleştirildiğini fark eden ve aynı zamanda doğanın her zamanki prosedürünü uygulamak isteyen herhangi birinin tamı tamına doğa kadar art niyetli ve acımasız olması gerekir. Ama galiba yanlış anladık.
Yine de çoğu zaman özgür ruh aslında gerçeğe sahip olacaktır ya da en azından gerçekçi araştırma ruhu ondan yana olacaktır. O, nedenleri talep eder, diğerleri ise inancı.